AK Parti’nin düzenlemiş olduğu Siyaset Akademisi’nde Türkiye genelinde dereceye giren Ahmet Kesgin’le Kocaeli ve Türkiye siyasetinde geleceğe yönelik planlarını konuştuk.
Kısaca kendinizi tanıtır mısınız?
1974 İzmit doğumluyum. İzmit İHL mezunuyum. Eğitimin bu aşamasında çeşitli sivil toplum organizasyonlarında ve siyasal aktivitelerde faaliyet gösterdim. Ankara Üniv. İlahiyat Fakültesi’ni bitirdim. Lisans tezim “Muhammed İkbal ve Onun Aksiyon Felsefesi”ydi. Ardından A.Ü. Sosyal Bilimler Enstitüsü’nde Felsefe Tarihi ABD’da yüksek lisans yaptım. Tez olarak da “Siyaset Felsefesi ve Niccolo Machiavelli”yi çalıştım. Aynı enstitüde ve bölümde doktoramı tamamlamak üzereyim. Doktora tezim ise “Pragmatik Etik Siyaset İlişkisi”. Ayrıca bir de 2005’te başladığım A.Ü.İ.F. Kamu Yönetimi son sınıf öğrencisiyim. Çeşitli dergilerde yayınlanmış makalelerimiz olduğu gibi halihazırda bir yerel yönetim dergisinde de yayın kurulu üyeliği de yapmaktayım. Eğitim tarihimiz açısından tanıtabildiğim bunlar var şimdilik.
Siyaset Akademisinde elde ettiğiniz derece hakkında ve ödül alırken yaşadığınız duygulardan söz eder misiniz?
Elde ettiğimiz dereceden daha önemli olanı, böyle bir organizasyonun bizlere ve siyasal hayatımıza ne kattığıdır. Katılan herkes hiç şüphesiz yerel yönetimler konusunda ciddi bir birikime sahip olmuştur. Katılım için de sadece T.C. vatandaşı olma şartı yeterliydi. Bu tavır hem siyasal partiler için hem de ülke insanı için önemli bir mesaja sahipti. Yine elde ettiğimiz dereceden çok bu sürecin bize ne kazandırdığı da önemliydi. Bu alana ilgi duyan insanlara bu süreç çok şey kazandırdı diye düşünüyorum. Yerel yönetimlerde uzmanlaşmış hocalardan mevzuat bilgisi almak ve bu alanda iş başında olan başkanlardan deneyim paylaşımına gidilmesi katılımcılara çok şey kazandırdı diyebilirim. Yıllardır yerel yönetimler mevzuatından tutun da onun alanına giren hemen her şeye karşı ilgili ve bilgili olmaya gayret ederim. Zaten okuduğum ikinci lisans eğitimi ve akademik çalışmalarımız da yerel yönetimler alanında bize çok şey kazandırıyor. Elde ettiğimiz dereceyi bu çerçevede değerlendirmek gerekmektedir.
Elbette sertifikanızı alırken de heyecanlı olmanız onu kimden aldığınıza bağlı olarak değişkenlik göstermektedir. Uzun yıllardır aynı siyasal alanda bulunduğunuz ve onun başarılarından heyecan duyduğunuz birisi olunca elbette heyecanlı oluyorsunuz. Derece yapmış olmamızın belki de en iyi yönü bu heyecanı yaşama imkanı bulmamızdı. Bu durum, ülkenin başbakanının da bu tür organizasyonlara verdiği değeri göstermektedir. Sertifikayı aldığımız gün Ankara merkezli oldukça yoğun gündemi olduğu halde sertifika törenine oldukça ciddi bir zaman ayırdı. Fazlasıyla sade oluşu ve cana yakınlığı ile de birden karşınızda kırk yıllık dostane bir kişilik buluyorsunuz. Bu durumda heyecan kendini başka bir duyguya terk ediyor. Karşınızda resmi bir protokol başbakanı olmayınca ancak gurur duyuyorsunuz böyle bir ödül almaktan.
Ödülü başbakanın elinden alırken kısa bir süre sohbet ettiniz. Neler konuştunuz?
Başbakanımız az önce söylediğim gibi resmi bir törenin soğuk uygulayıcısı olmadığı için etkileşimde bulunduğu herkesle konuşabiliyor. Bu durum bize has değildi sadece. Gayet sıcakkanlı ve dostane bir tavrı vardı başbakanımızın. Yakinen bilenler bunu gözlemlemiştir zaten. Ama müsaade ederseniz konuştuğumuz şey de bizde kalsın.
2004’te belediye başkanlığına aday adaylığı serüveninizi özetleyebilir misiniz?
20 Ekim 1991 genel seçimleri sürecinden bu yana kendi bölgemizde aktif siyaset içerisinde bulunduk. 94 yılındaki yerel seçimlerde de halkın ve o dönemki partili arkadaşların isteğiyle de konuşmalar yapmaya başlamıştık. Dolayısıyla 99 yılına kadar o dönemin belediye başkanı İskender Ataş abimize ve halkımıza karşı fahri sorumlu olduk. Şimdiki başkanımızla da 99’da farklı partilerde kendi halkımız için belediye için yarıştık. Tabii biz o dönemler yine fahri olarak bu siyasal yarıştaydık. Fakat kasabamızın insanı her dönem başkanını değiştirirken bazı değerler üzerinden siyaset yapıyordu. Böylece siyasete başladığımız yıllarda bölgemiz insanı bizim nesilden hep siyaset için bölge iktidarı beklentisi içindeydi. Biz de bunun için her zaman hazırlıklı olabilmek için sürekli bu bölgeye nasıl hizmet edilir diye düşünür bir araya gelirdik. Bu konuda yekûn bir külliyat da oluşturduk. 2004 bunun için ciddi ve ilk fırsattı. Oldukça iyi donanımlı bir de kadromuz oluşmuştu. Partinin kurulduğu yıllarda askerdim. Geldiğimizde Fikri beyle il yönetim kurulu üyeliğine yedek olarak başlamıştık. Kendileriyle gerek parti dışından gerekse parti içinde yarıştıklarımızdan bizim en önemli farkımız; başkalarının yapamadıkları ya da eksik gibi görünen yönlerine vurgu yaparak kendimize yol açmak yerine bizim ne yapacağımızı anlatarak ve projelendirerek siyaset yapmaktı. Bu, aynı zamanda siyaseti ahlâkî bir zemin üzerinde yapmak demekti.
Tabii bütün bunlarla birlikte bu bir hizmet algısıyla ilgili yapılan bir yarıştı. Biz bu yarışta üzerimize düşeni yaptığımıza inanıyoruz. Siyaset insanlara sadece iktidarken bir şeyler kazandırma işi değildir. Muhalefet yaparken de siyasete kalite getirebilirsiniz. Mesela bölgemizde aday adaylığı yarışını 99’da gözlemleme fırsatı bulmuştu halkımız. Ve oradan aday olmayı başaramayınca başka bir şekilde aday adaylarımız adaylık koyarlardı. 2004’te de bunun tekrar edeceği söylenirdi. Fakat olgun ve düzeyli bir yarışla artık bu geleneğe de son verdiğimize inanıyorum. Mesela genç ve heyecanlı olduğumuz ve dolayısıyla aday olamazsak başka yollardan adaylık yolu oluşturacağımıza çok kesin inanılıyordu. Bu süreçte eğitim sürecimize de devam ediyorduk. Aday adaylığı süreci Alikahya özelinde çok çetin ve keyifli geçti. Sürecin bana pratik ve teorik olarak çok şey kattığını söylemeliyim.
Şu andaki Alikahya Belediyesi ve Başkanını değerlendirir misiniz? Ayrıca daha sonraki süreçte başkanla ilişkiniz hangi mecrada devam etti?
Hırs ve tutkuların olduğu yerde başarılarınız her zaman tartışmalıdır. Ama özellikle siyasal mücadele içinde olanlara saygı duymak, o mücadeleyi yapanları destekleyen halka saygı duymak demektir. Alikahya’da başkanlık yapmış olan bütün belediye başkanları öncelikle onları işbaşına getiren halktan dolayı saygı duyulmayı hak ediyorlar. Diğer taraftan her bir başkan da kasabaya hizmetler yapmıştır. Her dönem gelirleri artan kendi kendine yeten bir belediyedir Alikahya belediyesi. Şimdiki başkanla aynı siyasal topluluk içinde bir yarış içerisinde olmamız hizmet etme olgusuna düzey kazandırmıştır. Elbette hiçbir başkan cennet inşa edemez, ama hizmet etme yolunda zihinsel birikimi ve ekibi ile o yolun yolcusudurlar. Birikim ve ekip belediyecilikte başka unsurlarla birlikte en önemli öğelerdir. Güzel hizmetleri oldu başkanın, bu hizmetler ancak takdir edilir. Belediyeciliği heyecanla benimsemeye çalıştığını ve belediyeciliğe ayak uydurabilme uğraşı içinde olduğunu gözlemliyorum. Kolay iş değildir onca yıl devlet bürokrasisinden siyasete girip ayak uydurmak. Kalıcı hizmetleri de oldu. Kendisinden yıllar sonra da kasabaya hizmet edecek yatırımlar bunlar. Ama belediyeciliğe farklı paradigmalardan baktığımızı düşünüyorum, zaten yarışmamızın temel sebebi de buydu.
Hizmetlerinizi halkla paylaşmak çok önemlidir. Eğer çalışmalarınızı halka aktarmada sıkıntı yaşarsanız bütün başarılarınız, sizin için yarınlarda nostaljik ve romantik bir örgüye döner. Başarılarınıza halkı ortak etmenin yollarını bulmak durumundasınız. İnsanlar bir hizmetin ya da nimetin içinde ne kadar kendilerini görürlerse o meseleyi o kadar benimserler. Bu konu zaaf gösterilmeyecek bir konudur diye düşünürüm hep.
Diğer taraftan siyasal topluluklar belli amaçlar çevresinde bir araya gelirler. Ve bu siyasal topluluklar, kendini topluma takdim ederken belli tanımlarla ortaya çıkarlar. Kendisini tanımladığı şekliyle de topluma açılırlar. Yine siyasal oluşumların uzak, genel ve özel hedefleri bulunur. Uzak hedef, genel fikrî aidiyet ve dolayısıyla kimliğiniz istikametinde var olmanızdır. Bu bağlamda AK Partinin kendisini tanımladığı temel daire muhafazakâr-demokratlıktır. Yani AK Parti kendini muhafazakâr demokrat bir zemine inşa etmiştir. Dolayısıyla makro-mikro düzeyde bu partide iktidar pozisyonunda olan herkes bütün hizmetlerini bu daire ve zemin çerçevesinde harmanlaması gerekmektedir. Bölgesel düzeyde belki o yöreye hizmet etmiş olursunuz ama daha büyük bir daire içerisinde o hizmetin anlamını bulursanız bu büyük aileye bir şeyler katmış olmakla birlikte, hizmetlerinize de o dairenin ruhunu ve bedenini giydirmiş olursunuz. Bu bütün siyasal organizasyonlarla ilgili bir durumdur.
Klasik belediyecilik dediğimiz alt yapı ve üst yapı yani teknik anlamda belediyecilik dışında 2000’lerle birlikte sosyal belediyecilik de oldukça popüler bir algıyla sahne aldı. Klasik belediyecilik zaten sizin asıl işiniz, bunları yaparak öne çıkılmıyor artık. Projelerimizin farkı olmalı diğer birçoğundan. Sosyal iletişim ve etkileşim ise bütün yapılanların takdir edilmesi için olmazsa olmazdır. Toplumda sadece liderlerin ya da başkanların kabul ve takdir görmesi yetmez. Yönetişim kadronuzun olumlu ya da olumsuz her yönü toplum tarafından değerlendirilip her iki sonuçla da tepe yönetime paye biçilmektedir.
Dolayısıyla belediyeyi kazandıktan sonra zihniniz her kesime karşı tabula rasa (boş levha) olmalıdır. Bazı insanlar hakkında kenara yazılmış kısa notlarınız varsa çevrenizde üretken zihinleri de ıskalarsınız. O önyargısız zihin durumu kasaba siyasetçisinden beklenmesi çok zor bir idealdir. Ama aksi durumda başarılarınız kendi hırsınızla boğulacaktır. Her kesimle köprü kurulabilmelidir. Siyasallaşmış ve bu siyasal rekabeti abartan bir kasaba toplumunu daha da siyasallaştırma ancak o kasabanın bütününe zarar verir. İnsanlar sadece daha çok etkileşerek ve iletişerek insan olabilirler. Ve bu etkileşen-iletişen insanlar ne kadar farklı bir siyasal kültüre ve sosyal dokuya sahipse o toplumda o kadar zenginlik var demektir. Yukarıdaki durum söz konusu olunca da birbirine düşman bir guruplar sahnesine dönüşüyor bölge. Bunları aşmanın ilk şartı da toplumsal yapıyı iyi analiz etmek ve reçeteler sunmak gerek. Vahşi kapitalizmin ürettiği ve körüklediği çatışmacı ruha karşılık paylaşımcı bir topluluk öngörmek ve bu doğrultuda mücadele etmek gerek. Öyle bir yönetişim mantığınız olmalı ki, çevrenizde olan biteni sürekli takip edebilmeli bilişim çağına ayak uydurabilmelisiniz ve hatta ona yön verebilmelisiniz. Kaldı ki kasabada her bir insana keşfetme duygusuyla bakmalı herkesin katkısının olabileceği düşünülebilmelidir. Bütün bunlar olmazsa, yaptığınız belediyecilik bir dönemlik olma geleneğine uymak durumunda kalmaktadır. Tabii bütün bunların takdiri yine halkımızın gönlünde akis bulacaktır. Orası önemli bir ölçektir. Ama hizmetleriniz her zaman ölçülebilir ve deneyimlenebilir olmalıdır.
Başkanla kazandıktan sonra tebrik etme dışında ciddi hiçbir bir araya gelme imkânımız olmadı. Zaman zaman tesadüf dışında görüşmemiz mümkün olmadı. Zaten kendisine proje konusunda isterse her türlü desteği vereceğimi belirterek bu tür isteklere açık olduğumu söylemiştim. O da ihtiyaç hissetmedi ki bir talebi olmadı. Bunların da siyasal aktivite açısından normal olduğunu düşünüyorum.
Önümüzdeki seçimlerde İzmit ilçesine aday adayı olacağınız söyleniyor? Ne ölçüde doğru?
Buna şöyle genel bir soruyla cevap vermeye başlayalım: İnsanlar niçin siyaset mesleğini seçerler? Siyasetçiler çoğu zaman eleştirilir, aşağılanır, en azından hafife alınırlar. Birçok kötülüğün müsebbibi olarak görülürler. Yine de birçok insan, siyaseti bir meslek olarak icra edebilmek için birbiriyle kıyasıya yarışır, birçok fedakârlığa katlanır ve başarıya ulaşmak için ağır bedeller öder. Bunlarla birlikte, insan ya siyaset için yaşar; ya da siyaset sayesinde yaşar. Siyaset “için” yaşayan kimse, siyaseti hayat tarzı haline getirir. Ya sahip olduğu iktidarın kendisine sağladığı doyumla mutlu olur; ya da hayatının bir gayeye adanmasıyla anlam kazandığı bilinci ile iç dengesini ve özsaygısını korur. Bir dava için yaşayan her samimi kişi, aynı zamanda bu dava sayesinde yaşar. Siyaseti sürekli bir geçim kaynağı olarak gören kişi siyaset sayesinde yaşar; bunu yapmayan ise siyaset “için” yaşar.
19. yy. İngiliz siyaset adamı Disraeli’nin söylediği şu sözler samimi bir siyaset adamı itirafıdır; “Hiç şüphe yok ki baylar kendisini halka hizmet için aday olarak öneren herkes değişik saiklere sahiptir. Ben samimi olarak kendi saiklerimin neler olduğunu söyleyeceğim: Şöhreti seviyorum. Halkın gözü önünde yaşamayı seviyorum.” Bütün bunlardan sonra şunu söyleyebilirim; insan yaşarken bile yaşam tarzını her şeyden önce kendisi için meşru bir zemine oturtur. Siyaset mesleğini yapanın ise bütün siyasî tavır, taraf ve tutumlarını kendisinden başka diğer insanlar için de meşru bir zemin üzerinde inşa etmek durumundadır. Herkes böyle bir tutum ve söylem geliştirmek durumundadır. Biz de öteden beri siyaset yapmamızı şu iki gerekçeye münhasır kılıyoruz: Her şeyden önce insanlık durumu, potansiyellerini hayata geçirme serüveninden ibarettir. İnsan bu potansiyellerine hayat bulma hakkı oluşturabilirse aynı zamanda insan olma halini gerçekleştirebilir ve de gerekçelendirebilir. Siyaset diğer bütün insanî etkinliklerin içerisinde tam eylemlilik durumuna denk gelir. Siyaset dışında onun kadar yoğun bir etkinlik alanı bulunmaz. Öncelikle bu sebebe binaen potansiyellerinin farkında olan biri olarak, bütün bunlara, daha çok yaşama alanı siyaset içerisinde bulduğum teorik ya da pratik siyaset yapmaktan mutluluk duymuşumdur hep. Her an daha önceden bilemediğiniz ama öngörebildiğiniz bir yığın problemle uğraşmak, çevresine hep keşif duygusuyla bakan insana neler kazandırır bir düşünmek gerek. Her insan bir muamma olarak çözümlenmesi gereken bir devasa olgu Bu oldukça heyecan verici elbet. Geleneksel bir algı yanılması vardır. Siyasetçi, özellikle demokratik toplumlardaki siyasetçi, yaşadığı toplumu şekillendirmekten çok, toplum tarafından şekillendirilmektedir. Bütün bunlara birikimli bir zihinle bakarsanız siyaset kurumuna ve siyaset arenasına bir şeyler kazandırma imkânınız olur. Siyaset için yaşayan insan bu kuruma bir şeyler kazandırmıştır hep. Siyaset sayesinde yaşayanlar bu kuruma hep yoz bir algı bırakmışlardır.
Siyaset ile ilgili olarak insanının bu kişisel olgunluk yürüyüşüne katkısı olma gerekçesi dışında siyasetin araçsallığı ile ilgili olarak bir de toplumsal gerekçe olmalıdır. Siyasal iktidar ve siyaset bir amacın gerçekleştirilmesi için bir araçtan ibarettir. Daha çok ahlâklı olan bir toplum inşa etmek o ülkenin güçlü düşünürlerine gerek olduğu gibi ciddi, samimi ve cesur siyaset insanlarına da gerek vardır. Toplumun değerleri daha çok siyaset eliyle olgunlaştırılabilme imkânı bulabilirken aynı zamanda siyaset ve siyasetçi eliyle de yozlaştırılabilmektedir. Bütün projeler nihai noktada temsil ettiğiniz siyasal topluluğun peşinde olduğu o uzak hedefe hizmet etmelidir. Bunun akabinde şu söylenebilir; siyaseti, çatışma ve rekabet olarak algılarsak, gayrı meşru araçları kullanan bir rakibe karşı, meşru araçlarda ısrar etmek siyasetçiyi, dolayısıyla ahlâkî amaçlarını başarısızlığa götürür. Kısaca oyunun kurallarını, siyasette ahlâk arayanlar koymamaktadır denebilir. Bu siyaset yapma olgusunun temel problemidir ve öyle kalmaya devam etmektedir. Tercih size kalıyor. Zaten gayrı meşru yolu kullanarak iktidar olmak kalıcı bir hizmet de üretemiyor. Zira artık böyle bir iktidar sahibi nasıl geldiyse öyle devam etmek zorunda kalıyor ve bunun sonucu ona ve topluma hiçbir kalıcı fayda üretmiyor.
İzmit için bizim üzerimizden konuşulanları bu çerçevede değerlendirmek gerek. Ayrıca yerel yönetim bağlamında İzmit ilçesini anayasa mahkemesi henüz onaylamadı. Onaylarsa elbette yepyeni bir belediye süreciyle karşılaşmış olacağız. Fakat siyasette yerel merkezli hizmeti hep önemsedim. Halkınıza çok daha yakın olma imkânı buluyorsunuz. Hizmeti doğrudan içinde yaşadığınız topluma sunuyorsunuz. Zaten halka yakınlığından dolayı yerel seçimler çok daha çetin mücadelelerle yapılıyor. Fakat aday adaylığımızın konuşuluyor olması konusunda söylenecek şimdilik tek şey bulunuyor. İzmit söz konusu olunca eğer anayasa mahkemesi iptal etmezse zaten bu bölgeye 4 tane belediye başkanımız hizmetlerini yürütmeye devam ediyorlar. Her şeyden önce şu anda böyle bir açıklamanın başkanlarımız için haksızlık olduğunu düşünüyorum. Elbette herkes bu yarışta kendi birikimiyle ve farklı projeleriyle yer almalıdır. Bu havuza zenginlik katmalıdır. Ama belediyeciliğe birçok siyasetçiden farklı paradigmalardan baktığımızı düşünüyorum, zaten bu temel iddialar olmazsa bu yarışta olmak sadece hırs ve tutkunun tatmininden öteye geçmiyor. Ayrıca bu kararı almak için öncelikle içinde bulunduğunuz siyasal toplumla görüşmek ve bu konuda fikirlerini almak esastır. Sonrasında sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve ulaşabildiğiniz kadarıyla bölge insanının kanaatini almak gerekmektedir. Tabii içinde yaşadığımız toplumun eğilimlerini de gözlemleme imkânı buluyoruz ve siyasal başlıklarımızın tartışıldığını görüyoruz.
Kocaeli Büyükşehir Belediyesi’nin çalışmalarını nasıl buluyorsunuz? Artı ve eksi yönleriyle?
Mükemmel bir iktidar asla var olamaz; çünkü insanların tutkuları, hırsları vardır. Şayet insanların tutkuları, hırsları olmasaydı o zaman da iktidara gerek kalmazdı. Fakat iktidarların her türlüsünü değerlendirirken özelikle muhalefet sadece yapılamayanı görerek, yapılanı hemen hiç görmemezlikten gelir. Diğer taraftan da iktidarlar da genelde yaptıklarını görürler. Yapılamayanla ilgili olarak da takvim açıklanabilmelidir. Tıpkı yıllar önce bir yerel yönetici olan Sayın Başbakanımızın yaptığı gibi. Özellikle muhalefetin ortaya koyduğu bu durum genelde hırsın ve iktidar tutkusunun göstergesi olmaktadır. Görebildiğim kadarıyla Kocaeli iktidarına karşı muhalefet tam terazi ayarı tutturamamaktadır. Farklı olarak iktidar, belediyeciliği eyleme geçirmede oldukça farklı bir başarı gösteriyor fakat muhalefetle muhatap oluşunda ise sanki muhalefetin diline ve siyasal kurnazlığına yatkın bir dil kullanmaktadır. İşinizle farklı olduğunuz aşikâr iken kente kattığınız siyasal üslup ve kültür de o oranda düzeyli ve muhalefetin gıptayla izleyeceği bir tarz olmalıdır. Kaldı ki yeniden seçilebilme konusunda da sorununuz yoksa daha çok muhalefetin takip edeceği bir siyasal dil ve metot bile ortaya koyabilme imkânınız var demektir.
Kocaeli sanayi açısından bir merkez olması yanında İstanbul’un hiterlandında bir bölge olarak devasa sorunları olan bir ildir. Kocaeli nüfusu katlanarak büyümekte ve nüfus yoğunluğu olarak Türkiye’nin ikinci büyük coğrafyasına sahiptir. Sanayi merkezi ve geçiş güzergahında olması nedeniyle hızlı popülasyon yanında çarpık kentleşme ile estetikten yoksun bir yapılaşma, sanayi nedeniyle ciddi çevre açısından da önemli sorunları bünyesinde barındırmaktadır. Bu anlamda Kocaeli geçmişten günümüze devasa sorunları yanında gerçek manada ihmale uğramış bir kent görünümüne de sahiptir. Dolayısıyla yıllarca büyümüş sorunların üstesinden gelmek için de profesyonel kadro ile ciddi belediyecilik ortaya koymak gerekmektedir. Kocaeli’de nüfus yerine oturmayacağı için sürekli artan sorunlara çözüm üretmek ve büyüyen talepleri karşılamak gittikçe güçleşmektedir. Bu çerçevede KBB çevre ve konut yatırımlarını arttırmasına rağmen talebi karşılamakta zorlanmaktadır. İzmit körfezini sanayi kuruluşları eskisi gibi olmamakla birlikte önemli boyutlarda kirletmeye devam etmektedir. Yine verimli İzmit ovası yeni sanayi yatırımlarına sahne olmaktadır. Bu mevcut nüfusa belli oranda istihdam sağlarken aynı zamanda göçe de yol açmaktadır. Bu kısır döngü makro projeler olmadığı sürece sürgit devam edecektir.
Diğer taraftan sürdürülebilir büyümenin yolu çevreye saygıdan ve çevreye uyumlu sanayi yatırımları oluşturmaktan geçmektedir. Bunun için 70’lerden bu yana çevre konferansları yapılmaktadır. Elbette bu yatırımları belediye yapmıyor ama onların çevreyle uyumunu denetlemek büyük oranda belediyelere aktarıldı. İnsanın çevreyle ilişkisinde geleneksel ahlâkî tavırların ötesinde yeni bir ahlâkî tavırla yeni bir insan olarak sahneye çıkması gerekiyor. Aksi takdirde dünya insan eliyle kendi kıyametine gitmektedir. Ben bu memlekette doğdum ve gözümün önünde bütün hatıralarımızın mekânları bir bir sanayiye gitti. Bu bir oranda zenginlik ve refah sağlarken aynı zamanda ciddi çevre sorunlarına yol açtı. Zaman zaman bu konuda eylemelerimiz de oldu. Bu konu söz konusu olunca birden hassasiyetim ciddi oranda artıyor. Sizin kendisini seyrederken şiir yazdığınız, sözle söyleştiğiniz ekolojik dünyanız gözünüzün önünde can çekiştiriyor. Bir bakıyorsunuz hiçbir şeyden habersiz su ürünleri bir gece atığıyla tamamı ölüyor. Geçmiş yıllarda bu konuya duyarlı bir iktidar asla göremezdik. Dünyanın sadece insanın zenginleşmesi için varolduğuna inanan bir siyasal ideoloji ancak dünyayı cehenneme çevirmektedir. Bu konuda Kocaeli bölgesinin artık gerçekten duyarlı bir siyasal yapıya kavuştuğuna inanıyorum. Büyükşehirin duyarlı tavrı bir standart oluşturma yolunda. Fakat bu konuda daha da güçlü ve farkındalığın yoğun olduğu bir tavra ihtiyaç olduğu kanaatindeyim. Bunun oluşmasında sayın Karaosmanoğlu’nun kişisel olarak çevreci bir tavra sahip olmasının etkisi büyüktür herhalde.
Çevre, kentleşme, konut, alt gelir gruplarına sosyal yatırım gibi konularda daha ciddi ve kapsamlı ayrıca sürdürebilir politikaların ortaya konulması gerekmektedir. Bu iyi niyet ve çalışma azmi KBB bulunmakla birlikte daha uzun erimli politikaların, tüm toplum katılımlarının desteği ile sürdürülmesi gerekir. Yani yapılması gereken çok iş, atılması gereken adım bulunmaktadır. Kesintisiz bir şekilde büyüyen bir kent, bununla birlikte eş zamanlı olarak büyüyen sorunlar karşımıza çıkmaktadır. Kentsel yapısı oturmayan bir kentin sorunlarının çözümü daha zorlaşmakta, dolayısıyla daha çok çalışmak ve ciddi yerel politika araçlarını devreye koymak gerekmektedir.
5216 sayılı büyükşehir kanunu ve 5393 sayılı belediyeler kanunu devrim niteliğindedir gerçekten. Ak Parti hükümetlerinin 2004-05’te çıkarmış olduğu bu kanunlar belediyelere o kadar imkan sağladı ki eskiden belediyelerin yapmak isteyip de belediye kanununun izin vermediği birçok konu artık belediye görevleri arasında sayılmaktadır. 2004’te 15 yıllık devam eden belediyecilikten farklı bir belediye algısına sahip kadro iş başına geldi. Elbette önceki dönemin de kalıcı hizmetleri oldu fakat daha küçük bir alanda 15 yılda kentin tamamının yenilenebilme imkânını da insan bulabilirdi diye düşünüyorum. Sınırlar küçükken, profesyonellerden oluşan bir ekiple yepyeni bir İzmit inşa edilebilirdi herhalde. Ama şu dönemde bile bu büyük sorunlara bir nebze muhalefet sorumluluğu çerçevesinde bir şeyler katma yolunda olması gereken siyasal aktörlerimiz kısır çekişmelerle iç içe geçmiş bir dil dışında bir şeyler geliştiremiyor ne yazık ki. Şimdi hem sınırlar büyüdü hem de sorumluluklar. Ve o oranda imkânınız da arttı. Fakat henüz iktidarın 5 yıllık süresini tamamlamış olmamasına rağmen kentin çehresi büyük oranda değişim geçirmiş. Trafikten çevreye, sosyal hizmetlerden kent silüetine ciddi bir değişim gözlemleniyor. Seka Park, Doğu Kışla gibi prestij projeler de insanın gururunu okşuyor diyebilirim. Bütün bunlarla birlikte yapılacak daha çok şey var elbette.. Ben Sefa beyi de İzmit için önemli bir siyasi figür olarak benimserim. Onun döneminde de İzmitlilik gururunu o isimle taşırdım ama bu dönem hakikaten Kocaeli’ye 5 yıl kısa bir sürede çok şeyin katıldığını görmek mümkün. Ama iktidar hırsı ve tutkusu siyasal çekişmeyi hep başka mecraya çekiyor ve bundan siyasal alan aktörleri zarar görmektedir. Takdir etmeyi bilmek gerek. Kazanmak için her yolu meşru sayan bir siyaset kurnazlığı ancak siyaset erbabına ve siyaset kurumuna zarar verir.
Kocaeli için ne gibi projeleriniz var?
Elbette bu soruya hep heyecanla cevap veririm. Zira teorik ve pratik açıdan siyasetle uğraşan birisi olarak bu işin proje ayağı beni hep heyecanlandırmıştır. Belediyecilik konusunda ciddi bir birikimin söylemini sürdüren Başbakan Recep Tayyip Erdoğan, “Kentlerimizin sorunları konvansiyonel belediyecilik anlayışıyla çözümlenemez. Yepyeni bir kent yönetimi modeli geliştirmek zorundayız” diyor ve belediyelerin bildik yönetim alışkanlıklarından ve klasik çerçevelerden uzaklaşmaları gerektiğine işaret ediyordu. 60’lı yılların kalkınma fikrinin, yerini stratejik planlamaya bıraktığı bir dönemde küresel rekabete çıktığımızı görebiliyoruz. Kurumsal ve kentsel kapasitemizi bu önemli değişime uyumlu hale getirmeye çalışıyoruz. Batı, Hegelyen devlet organizasyonu ve Weberyen bürokrasi hiyerarşisini artık demode buluyor. Bu idari model, Türkiye’nin de siyasi gerçekliğidir. Mutlak gücün merkeziyetçi örgütlenmeyle kullanılmasını öngören bu fikrî arkaplan artık terk ediliyor. Gücün paylaşılması, merkezin koordinasyon rolünü üstlenmesi ve çok ortaklı stratejik planlama yeni dönemin belirgin özellikleridir.
Projelerden bahsedebilmek için projelendirdiğiniz saha her neyse o alanla ilgili bir tanıma sahip olmalısınız. Kocaeli nasıl bir kent, sosyal dokusu hangi içeriklerle hayat buluyor, siyasal tarihi itibariyle öne çıkan tavırları nelerdir, eğitime katkısı ya da bakışı nasıl, insan ilişkilerinde başat olarak belirleyici unsur nedir, ekonomik etkileşim sosyal dokuyu ne kadar belirliyor, genel olarak insanının çevreyle ilişkisi hangi anlam üzerinden yürümektedir, göç ile ilişkisi nasıldır, ne tür bir sosyal dokuya sahiptir, kentin önceliği nedir gibi birçok soruya cevap vermek gerekir. Ve bunlar üzerinden projeler üretebilesiniz. Ana hatlarıyla belediyecilik söz konusu olunca bütün çalışma yöntemini ve hizmet algısını şu ayaklar üzerinde oluşturmak mümkündür: Yerel yönetişim, çevreyle uyumlu kalkınma modeli, toplumsal hayatın rehabilitasyonuna rehberlik ve hizmetlerin dünya meydanında fark edilmesi. Bir Avrupa kenti inşa etmek değil, kendine özgü kimliğiyle bir kent oluşturmak ve böylece bu farklılığıyla dünyanın ilgisini buna çekmek. Bu kentin öne çıkmasını istediğiniz bir ana tanımınız yani projeniz olmalı ve diğer bütün projeleriniz bu ana tanıma uygun bir biçimde yapılandırılmalıdır. Bununla birlikte şehir için bir bilgi bankası da oluşturmalısınız.
Bölgenin değişimi için yapılacak hamlelere şunlar rehberlik edebilir;
1. Yerel yönetim kadrosu halkın her kesimiyle güçlü diyaloglar geliştirmeli. Yerel yönetici kentin tüm kesimlerinin beklenti ve taleplerini iyi izlemeli, bu konuda yol gösterici bir sosyal harita çıkarılmalıdır.
2. Boş vakit olarak geçen süreyi ekonomiye kazandırmanın yollarını bulmalıdır. Yaygın kurslar, eğitim seminerleri, üretime dönük kültürel etkinlikler oluşturulmalıdır. Bu süreçte ortaya çıkacak ürünler fuar, sergi ve satış organizasyonlarıyla değerlendirilmeli, hatta uluslararası piyasa araştırmalarıyla dünyaya pazarlanabilmelidir.
3. Kent kimliğinin üzerine kurulacağı üç denge unsurunu birbirine kenetlemelidir: Direnç ve çeşitlilik, ekonomik gelişme, sosyal kapsayıcılık.
4. Bölgenin yarınlarını şekillendirmede burada yaşayan her kesimin katkısının oluşmasını sağlamaya çalışmak gerekir. Kente aidiyet fikri de böylece daha hızlı gelişecektir.
5. Kentin tarihsel ve kültürel atmosferini bugüne taşımak gerekir. Zaman zaman da bugünün anlamını, tarihsel ve kültürel projelerle inşa etmek gerekir. Bütün bunların büyükşehir tarafından titizlikle yürütüldüğünü gözlemliyorum. Bunların yanında şu genel başlıklar altında ciddi projelerimiz de bulunmaktadır:
Çözüme yönelik proje arayışları, sosyal sorumluluk projeleri, kaynak geliştirme, Yönetişim ve Katılımcılık, Sosyal Yardım, Sosyal Hizmet, Yaşanabilir Kentleşme, Sürdürebilir Büyüme, Katılımcı Planlama ve İmar, Sağlıklı İletişim ve Diyalog, Öğrenen Organizma ve Sürekli Eğitim, Toplu Taşıma, Kent Konseyleri.. Kentleşme-kentlileşme, Tarihsel ve Kültürel doku, Fiziki büyümenin rehabilite edilmesi, Sosyal doku, Bölgeye Göç, Çevre, Trafik, Kentsel Estetik, Kentin Turizme Açılması, Yoksulluk, Çok Kültürlülük, Engelliler, Öğrenciler, Üniversite, Yerel Yönetimler ve Kamu İşbirliği başlıklarının alt başlıkları olabilecek ve farklı boyutlarda değişik projelerimiz vardır. Bunun için ayrıca bir tartışma platformu olmalıdır. Bunlar her yerel yönetimin üzerine eğildiği konulardır. Kocaeli bölgesi kadar her bölge için uygulanabilirdir sadece öncelik farklı olabilir.
Kocaeli için de böyle bir belediyecilik yapılanmasından söz etmek mümkün.
Sizce Sefa Sirmen yerel seçimlerde aday olursa başarılı olur mu?
Sayın Sirmen, 1989’da İzmit belediye başkanı seçilmiş, daha sonra 1993’te İzmit Büyükşehir olunca da iki dönem büyük şehir başkanlığı yapmıştır. Bir dönem de milletvekilli olarak görev yapmıştır. Bunlara bakınca kişisel hayatı bakımından iktidar olmak bir başarıysa Sefa bey bu konuda başarılı olmuş birisi. Sportif konularda ve bazı belediyecilik hizmetlerinde kalıcı işler yapmış bir politikacıdır. Sadece marina bile ne kadar yerinde ve kalıcı bir hizmet. Fakat şu dönem açısından ben Sefa Sirmen olgusunu üç farklı açıdan değerlendiriyorum:
İlki, insan olma özelliğimize denk gelen bir niteliğimiz vardır. Önümüze çıkan her olay ve olgu biricik ve tektir. Diğer olaylarla benzer özellikler taşıyabilir her olay. Bu benzer özelliklere bakarak başka olayların aynı sonuçları olacağına inanırız. Analoji denir buna mantık biliminde. Geçmişte iktidar ihtişamına sahipti Sefa bey. İnsan ilerleyen yaşlarında o ihtişamlı günlerini yaşar zihinsel ve duygusal yönleriyle. Her insanın yaşayacağı şeydir bunlar. İstanbul’u saymazsak hiçbir siyasî yenilgi tatmamış sayın Sirmen. Geçmişteki yaşadığı siyasal sonuçlara bakarak aynı ihtişamlı günlerin tekrar geri döneceğini düşünüyor gibi. Oysa geçmişteki ihtişamlı günlerin geri döneceği iştahıyla yaşayan herkes aynı zamanda bir nebze geçmişte kalma tehlikesi de yaşar. Bunun sonucunda bugünün çeşitliliğini ve gelişim düzeyini anlamakta zorluk çeker. Yani gününü ıskalar insan böyle bir durumda. Aynı süreçlerin aynı sonuçları doğuracağı inancı 19. yy. pozitivizminin de insanı oyaladığı sözümona bilimsel bir tutumdur. Oysa bunun sonucunda ideolojiler inşa oldu ve 20. yy. dünya savaşlarına sahne oldu. Kaldı ki aynı süreç zaten olmayacak, artık Kocaeli büyükşehir var sınırları daha büyük olan. Sefa bey ve çevresinin en önemli vurgusunun geçmiş olduğunu görüyoruz. “Efsane başkan döndü, her şey eskisi gibi olacak…” gibi vurgular bunun açık ifadesiydi. Buna mukabil, sosyal ve siyasal hayat sürekli değişim ve yenileşim sürecidir. Geçmişe takılmak bu süreci iyi algılayamamayı beraberinde getiriyor. Böylece kentin değişen ve yenilenen sosyal, siyasal ve fiziksel yapısına rehberlik edecek projelerinden ziyade kasaba siyasetçisi gibi rakip gördüğü siyasi kadronun kendisi açısından sadece olumsuz yönlerini gözlemleyerek siyaset yapıyor gibi bir fotoğrafla karşılaştığımı söyleyebilirim. Bu tavır genel olarak siyaset kurumuna insanların olumsuz bakmalarını sağlayan tavırdan başka bir şey değildir. Oysa büyük siyasetçi, kendi ne yapacaklarını da sürekli olarak vurgular ve topluma deklare eder.
İkinci olarak CHP Kocaeli örgütünün elinde sayın Sirmen dışında gerçekten güçlü bir siyasetçi yok gibi bir algılama da söz konusudur. Yani genel başkan aday göstermediğinde ne durumda olacaklarını düşünmek dahi istemiyorlardır. İzlediğim kadarıyla halkla bütünleşmeyi başarmış donanımlı bir siyasetçi kadro sorunu var gibi oralarda. Elbette CHP de bu ülkenin partisi ve bu ülkenin insanının bir kısmı bu parti kadrolarını iktidarda görmek istiyor. Oysa partinin kadroları kendilerini kronik muhalefet algısı içerisinde görüyor. Kentin yetişmiş insanını CHP eliyle siyaset kadrolarında görmeyi elbette arzularız. Ama siyaseti meslek edinmiş (daha önce söylediğim ikinci anlamıyla) kadrolu siyasetçilerden söz konusu iyi yetişmiş kadroların kendilerini gösterme imkanı bulamadıklarını zannediyorum. Böyle olunca kendine ait projelerinizle değil, iktidarların zaafını gözlemleyerek siyaset yaparsınız ki bu da kasaba siyasetçisi tavrından farksızdır. Böylece iktidar mücadelesi de kurnaz kasaba siyasetçisi üslubu ve tekniğinden öteye gitmeyecektir.
Üçüncü olarak, siyaset kurumu geri dönüşlere pek vefa göstermeyen bir kurumdur. Demirel örneği de bundan farklı değildir. Sosyal ve siyasal hayat rakamlardan ve fizik kurallardan oluşmuyor. Biyolojik, psikolojik ve sosyolojik hayat sürekli bir devinim içerisindedir. Siz bu devinimi iyi analiz edemezseniz sadece o sürece katılır ve o sürecin yenilgisini kendiniz için meşrulaştırma işiyle uğraşırsınız.
Bütün bunlarla birlikte söyleyebilirim ki, geçmişe bakarak görkemli iktidar günlerinin geri geleceğine inanmak – bir de bunu bugünü fark edemeden yapmak- ancak romantik bir sürrealist tavırdır. Bu sebeplerden dolayı ben Sefa Sirmen’in seçilme konusunda ciddi zaafları olduğunu düşünüyorum. Ve sanırım Kocaeli’de O’nun açısından bir ilk de yaşanırsa bu hiç şaşılacak bir durum olarak karşılanmamalı.
Kocaeli’de hakikaten çok iyi bir iş diye nitelendirebileceğiniz projeler var mı?
Elbette var. Kocaeli için artık kronik sorun hale gelmiş olan şeyler neyse onlar ilk dikkat çeken hizmetlerdi. Özellikle kentsel dönüşüm ve çevre konusunda Kocaeli bir ilkle tanıştı. Sanırım birçok yatırımın yanında bunlar halkın da ilk olarak karşılaştığı hizmetlerdi. Ayrıca 2000’lerde dönüşen belediyecilik anlayışı ile sosyal belediyecilik hizmetleri de özel bir konuma sahip elbet. Toprağın altına çok büyük yatırımlar yapıldı ve ayrıca ana yollarda farklı bir durumla tanışıyor Kocaeli. Gerçekten Kocaelili artık belediyeyi kendi kurumu gibi sahiplenebiliyor. Yeni Büyükşehir belediye kanunuyla birlikte ciddi değişim geçirdi belediyecilik hizmetleri. Kim bu şehir için ciddi kalıcı hizmet ederse hepimizin faydasınadır. Engellilerle ilgili atılımlar oldukça samimi bir hizmet mesela. Sayılabilecek çok şey var. Onu Kocaeli halkı takdir ediyor ve edecektir sanıyorum.
Konuşmalarınız gereğinden fazla akademik değil mi?
Yıllardır kitaplarla iç içe büyüdük. Ama Nietzshce’nin dediği gibi kitap öyle kitap olmalı ki dağ bayır çayır ova deniz vadi toplum içinde gezinmeli. Her okumamız bizim kendi toplumumuzu daha çok anlamamızı sağlasın diye okunulmuştur. İnsan aklı kavramlarla iş görür. Kavramsal dünyanız ne kadar geniş oldursa o kadar geniş anlam inşa edebilirsiniz. Bütün bu süreçlerin bir kalıntısıdır sanıyorum biraz akademik kalmamız. Bu sizin kendinizi topluma anlatmanızda sıkıntı oluşturmuyor mu derseniz, aksine her grup için uygun bir dil ve üslup bulmanız için de bir avantaj sağlıyor size. Liseli yıllarımda Marx, Engels, Gramsci’leri ve aksiyoner hayatı olarak Che Guavera’ları da okurdum ki toplumumun içerisinde onların ideolojik yolunda siyaset yapanlarla ortak dil inşa edelim isterdim. Tabii yıllar doğudan batıdan bu okumalarımızı akademik bir çalışmaya dönüştürdü sonunda. Bu toplum için ne kadar çok birikim o kadar çok ufuk demektir. Zira bu bölgenin toplumu gerçekten geniş bir kesim okumuyor olsa da siyasal tavır noktasında cidden iyi bir düzeyde. Onları daha çok anlamak gerekir. Bunun için daha çok çalışmak gerekir ki doğal olarak bu da biraz kitapların diliyle konuşmayı doğuruyor.
Bu kadar çok akademik çalışma ve kitap okumalar yapan birisi olarak halkla diyalog kurmayı nasıl başarıyorsunuz?
Evet akademik çalışmalar yapmak halkımızı anlamamak anlamına gelmiyor. Aksine ben halkımı daha çok anlayayım diye bu tür çalışmaları yapıyorum. Ayrıca o halkın içinde büyüyoruz. Her an yeni problemlerle karşılaştığımızda kayıtsız kalamıyoruz. Yıllardır pratik anlamda siyaset yapıyor olmamız da okumalarımızı onların diline çevirmemize yardım ediyor zaten. Ama bir şey var ki biz zaten ne tür akademik düzeyde olursak olalım halkız. Akademinin halktan kopuk olmasının temel esprisi Türk entelleküelinin batı eksenli okumalarından dolayıdır daha çok. Ama bu son kuşakla birlikte kırılan bir olgu da olmaya başladı. Bu milletin tarihsel zenginliklerine değer vermek ve o değerleri ortaya çıkarmak sizi zaten onlara bağlı kılan bir yapılanmanızı da beraberinde getiriyor. Bütün bunlara rağmen yine de anlaşılmakta bazen zorluk çekiyorsunuz ama onlar biliyorlar ki onların her düzeyde mücadelesi için bunları yapıyoruz.
Ayrıntılı bilgi ve yorumlar için tıklayınız...