Hoşgeldiniz... -
Site İçinde Ara
Anasayfa İzmit Biyografi Projeler Makaleler Resim Galerisi Basın - Yayın İrtibat
Makaleler
AB Sürecinde Yerel Yönetimler
Sağ Siyaset
Sol Siyaset
Machiavelism
Yerel Yönetim Tarihi
İdeal Kent Röportaj
Otobiyografi Üzerinden İnsanın İzini Sürmek
Dönüştürülen Din ya da Dünyevi İktidarın Meşru Zemini
Deprem ve Ölüm Üstüne
Batıya İslam Bilim Medeniyetinin Etkisi Üzerine
Avrupa Birliği’ni Kuran Paradigma ya da Aydınlanma’nın Anlamı
Projeler
Bize Katılın
Mail listemize üye olun. Gelişmeler size gelsin...
mail adresiniz
Machiavelism

Özet


Makyevelizm, tarih boyunca politik olaylarda etkili birinin hesaba katılması anlamına gelmiştir. Politik olaylar iyilik, kötülük gibi ahlâkî öğelerle sınırlandırılmamalıdır. Bununla birlikte Makyevelizm terimiyle bağlantılı olan çeşitli fikirler açık bir şekilde Machiavelli tarafından ifade edilmedi. Fakat sadece siyasal yazılarında ima etmişti. Makyevelizmin tarihi aslında Machiavelli’nin fikirlerinin yanlış anlaşılması sonucunda oluşmuş bir tarihtir.

Abstract


Machiavellism has historically come to mean that effectiveness alone counts in politics; political actions should not be restricted by considerations of morality, of good or evil. However, many of the notions which are connected with the term Machiavellism were not explicitly stated by Machiavelli but only implied in his political writings. The
history of Machiavellism is quite as much a history of misunderstandings as a history of the impact of Machiavelli's true ideas.

Machiavelli ve Machiavellism/Makyevelizm


Mahiavellizm denince ‘amaç için bütün araçlar meşrudur’ genel kanısı akla gelir. Ve hatta “şer mantığı, hile hurda koleksiyonu, soğukkanlı kalleşlik, cürüm işlemekten zevk alma.. işte makyevelcilik kavramını oluşturan unsurlar ya da hiç değilse, edebiyatın, basının ve günlük dilin bizi alıştırmış olduğu bir terimin, zihnimizdeki yankıları bunlardır.”
Machiavellizm denen olgunun Machiavelli’nin Hükümdar adlı eserine bağlı olarak ortaya çıktığını söyleyebiliriz. Aslında Machiavelli hayatı boyunca gerek aile gerekse siyasal yaşamında ve hatta söz konusu eserinin dışındaki eserlerinde Machiavellizmi çağrıştıran bir eylem içine girmemiştir. Daha önce görüldüğü üzere Hükümdar’ı yazdığı yıllar, siyasetten uzaklaştırıldığı yıllardı. Hükümdar’dan önce başlayıp ondan sonra tamamladığı Discourse’de daha farklı ilkeleri savunmuştur.
Machiavelli’yi anlamaya çalışanlar, farklı iki siyaset hakkında yazan insanla karşılaşırlar. Öncelikle Batı siyaset yazma geleneğinde bir kavşak noktası olarak görülen Machiavelli incelenme konusu olduğunda, Hükümdar/Prens olarak yayımladığı eserinden yola çıkılarak anlaşıldığında başka, diğer eserleri (mesela Discoursi) incelendiğinde farklı Machiavelli ile karşılaşmak durumunda kalınmaktadır. Söz konusu ikilem nasıl algılanmalıdır. Yüzyıllar boyu siyasal düşünce açısından hem siyaset literatürünü hem de siyaset insanını etkilediği söylenebilir. Bu süreçlerde farklı farklı olarak da anlaşılmıştır. Her dönemin kendi güncel sorunlarıyla yeniden yorumlanmıştır. Dolayısıyla yazarın tam olarak ne dediği tartışılırken daha çok ne demek istediği hep tartışma konusu olmuştur. Diğer taraftan Machiavelli’nin fikrî çabası, zaman zaman Makyevelizm olarak anılan siyaset tarzından farklılık da arzetmiştir. Her şeyden önce yazar, siyasal olarak bir sıra sancılı durumlar yaşayan bir bölgenin insanıdır. Dönemin genel karakteri gereği de klasiklere aşinadır. Ayrıca yaşadığı bölgenin geçmişi, oldukça ihtişamlı siyasal birliğe sahne olmuş ve o bunun bilincindedir. Zaten onun aradığı da nasıl güçlü olunur ve kalınır, tarih bu konuda bize oldukça fazla örnekler vermektedir.
Siyasal alanda sancılı olmasına öyleydi Floransa ama kültürel açıdan da oldukça canlı bir sürece girmişti. Hümanist eğitimin öğrencileri, Orta Çağ Hıristiyan evreninin öğretilerinden ziyade klasiklere yönelmişlerdi. Dolayısıyla seküler bir okuma süreci başlamıştı. Zaman, Rönesans’ın ortaya çıktığı dönemdi ve siyasal olarak olup biteni sükeler bir zihinle okuma ve anlamlandırma zamanının şafağıydı. Machiavelli bu dönemin eğitimini almıştı. Machiavelli’nin yaşadığı dönem, hemen her kavramın ve kurumun bir sorgulama sürecine girdiği bir dönemdir. Machiavelli’nin entellektüel tarzında dönemin bu genel havasını görmek mümkündür.
Machiavelli, yaklaşık 15 yıl devlet adamlığı yaparak çeşitli görevlerde bulunmuştu. Bu dönemde ilerde ele alacağı siyasî-askerî-tarihî eserleri için birçok malzeme toplama ve deneyim kazanma imkânı bulmuştur. Örneklerle düşünmeyi seven yazar için yine bu dönem, gözlem ve deneyimlerle dolu örnekler sunar. Eserlerinde keskin bir dil ve kendinden emin üslup kullanması, deneyimlerinin ona çizdiği ufuktan kaynaklanmaktadır. Dolayısıyla yaşanmış olanlarla düşünen ve bir siyaset felsefesi geliştiren yazarın hayatını birçok yönüyle anlamanın gerekliliği varsayılmıştır.
Yazar Machiavelli’nin üslubu bir eylem adamı üslubudur. Sık sık dile getirmeye çalıştığı yasalar, siyasal alana ilişkin yasalardır. Yine pratik amaç güden bir üslubu olan yazar, tümevarım yöntemini kullanarak siyasal alanda genel geçer yargıya ulaşmaya çalışır. Machiavelli otoriteye karşı son derece itaatkâr ve iyimserdir. Yazarın amacının ilk elde İtalyan birliğini sağlamak olduğu görülebiliyor. Fakat siyasal olguları dikkatle gözlemleyen Machiavelli bunun da çok uzak bir ihtimal olduğunu görememesi mümkün değil gibidir. Zira İtalyan şehir-devletleri öyle bir çırpıda birlik kuracak görüntü içerisinde oldukları izlenimi vermemektedir. Machiavelli de bunun bir anlaşma ile değil zor kullanarak oluşturulabileceğine inanmaktadır. Siyasal alana ilişkin Machiavelli’nin geliştirdiği taktik reçeteler için de bu ideal, bir masumiyet zırhı oluşturabilmektedir. Oysa yazar, işsiz ve ilgisizdir. Kendi ifadesiyle böylesi bir siyasî dehanın işsiz olması israftır, derhal değerlendirilmelidir. Yazdığı siyasal eserlerinde bu endişenin varlığı hissedilmektedir. Yoksa cumhuriyetçi yönetimin istekli bir memuru olan Machiavelli’nin (1498–1512) nasıl bir anda monarşi -ve hatta tiranlık- (1513–1514; Hükümdar’ı yazdığı yıllar) ve sonrasında yeniden karma yönetim (demokrasi, aristokrasi karışımı) savunucusu olabilirdi? Machiavelli’nin amacının ne olduğu öyle bir çırpıda söylenecek kolaylığı yoktur. (Belki de o, yalnız ve yalnızca kendisinden yanaydı.)
Machiavelli’nin siyaset anlayışının onun siyasî vurgularında göze çarpan amacın devletin güçlendirilmesi olduğu anlaşılıyor. Fakat yazarın düşüncelerinde ‘devlet nedir?’ şeklindeki felsefi bir sorunun cevabını bulmak mümkün değildir. Machiavelli devleti, barışı ve güvenliği sağlamak için gerekli olan bir örgüt olarak görür. Devletin varlığı konusunda herhangi bir soyut ilke, felsefi bir neden aramaz. Yalnızca insanların, onu istemek zorunda olmaları somut gerçeğinden hareket eder. Devlet, insanların çıkarları (güvenlik istekleri) için var olmak zorundadır. Yine yazar için devlet, insanlar tarafından oluşturulduğundan doğadaki düzenden farklıdır. Devlet, gücün, iktidarın en üstün ifade biçimi olarak anlaşıldığı için; o kendi amaçlarını kendisi belirleyecek, kendi hukukunu kendisi oluşturacak ve ahlâk yasalarıyla bağlı olmayacaktır.
Machiavelli aslında Hükümdar’da tek kişinin yaptıklarını meşrulaştırmaktadır. Yine yazar, eserinde hükümdarların yapmaları gerekeni değil de yaptıklarını anlatmaktadır. Yani Machiavelli’nin, siyaset felsefesinin de anlamlandırmaya çalıştığı ‘genel iyi’ düşüncesinin peşinden koşan bir amacı yoktur. O aslında kendisinin de inandığı var olan ve o zamana kadar da var olmuş siyaset etme yöntemlerini ortaya çıkartma gayretindedir.
Diğer taraftan “Hükümdar (Prens), ne ahlâksal ne de ahlâka aykırı bir kitap olmayıp yalnızca teknik bir kitaptır. Biz teknik bir kitapta ahlâksal davranış kurallarını, iyiye ve kötüye ilişkin kuralları aramayız. Neyin yararlı ya da yararsız olduğunun bize anlatılması yeterlidir... Kitap, yönetici için hiçbir ahlâksal yasa içermediği gibi onu suç işlemeye ya da kötülükler yapmaya da davet etmez.”  Yazarın özellikle ilgilendiği konu ‘yeni prenslikler’di. Henüz yeni oluşmaya/yapılanmaya başlayan bir siyasal iktidar, her şeyden önce kendisini çevreleyen geleneklerle mücadele etmek durumundadır. Her yeni gibi o da yaşayan siyaset etme tarzları içinde doğmuştur ve bir takım tehlikelerle/tehditlerle karşılaşması doğaldır. Bu tehlikelerin, iktidarları süreklileşmiş olanların karşılaştıklarından daha büyük olması da mümkündür. Machiavelli bu tür prensliklere çare bulmak amacındadır. Bu çareler alışılmışın dışındaki araçlarla yapılmalıdır. Ama hastalık siyasal iktidara bulaştıktan sonra, çareler aramak için vakit oldukça geçtir. Yazar, böylesi bir ortamın siyaset adamının sanatını iyi bir doktorun sanatıyla karşılaştırmaktadır. Tıp için önemli olan; teşhis, hastalığın süre ve sonucuna ilişkin tahmin ve tedavi süreçlerini, siyaset adamının sanatıyla anlamlı hale getirmeye çabalar. Bunlardan en önemlisi doğru teşhistir. Hastalığın sonuçlarına karşı gerekli önlemleri almak için onu tam zamanında tanımak önemlidir. Bu çaba başarısızlıkla sonuçlanırsa durum ümitsiz bir olay haline gelir. O dönemde ‘yönetmek, önceden görmektir’ gibi bir ilke prensin en çok ihtiyaç duyduğu kuraldır ve ayrıca prens mevcut durumun teorisyeni olmak zorundadır. Prens, kendi kararlarının sonuçlarını ve düşmanlarının tepkilerini de önceden görebilmelidir;
Doktorlar akciğer yangısıyla ilgili şunu söylerler: başlangıçta, tedavisi kolaydır ama teşhisi güçtür; ama çok zaman geçmişse, hastalık daha başında uygun bir şekilde ele alınmamışsa, teşhisi kolay hale geldiğinde artık tedavisi güçtür. Devlet işleri de böyledir: Senin topraklarında meydana gelen hastalıkları önceden teşhis edersen, -ki ama bu ancak bilge ve uzak görüşlü bir adamın yapabileceği bir şeydir- çabuk iyileşirler; ama onları zamanında teşhis edemeyip herkesin gözüne görülecek kadar büyümelerine meydan verirsen artık hiçbir ilaç kâr etmez.
Machiavelli’nin öğütleri kendi beklentileri ve siyasal ortamı göz önünde bulundurularak yorumlanmalıdır. O, kimi yönetim biçimlerini tehdit eden olası tehlikeleri öngörmekte ve onlar için hazırlık yapmaktadır. Yazar, siyasal olguları betimlemektedir. O, siyasal eylemleri suçlayıp övmez. Aslında yazarın kendisine göre konumu laboratuvarda güçlü bir zehir imal eden kimyagerden farksızdır. Bu zehir, usta bir doktorun elinde bir insanın hayatını kurtarabileceği gibi bir katilin elinde bir insanın ölümüne sebep olabilir. Her iki durumda da kimyagerin sorumluluğu yoktur. Machiavelli’nin Hükümdar’ı de pek çok tehlikeyi ve zehiri içermektedir. Fakat yazar, bütün bu tavsiyelere bir bilim adamı serinkanlılığı ile eğilmekte ve kendi reçetelerini sunmaktadır. Bu reçetelerin kimler tarafından kullanılacağı ya da kötü amaçlar için kullanılıp kullanılmayacağı onu ilgilendirmemektedir. Machiavellizm denen olgu öncelikle bu zeminde tartışılmalıdır.
Kendi siyasal deneyimi ona siyasal bir oyunun hiçbir zaman sahtekârlık, yalancılık, ihanet ve cinayetsiz oynanmadığını göstermiştir. Dolayısıyla siyasal kavgalara sanki onlar bir satranç oyunuymuş gibi bakmış, oyunun kurallarını bütün ayrıntılarıyla incelemişti. Tek kaygısı oyunu kazanacak hamleyi yapmaktır. İnsan, satranç oyununu izlerken, oyuncuların birbirlerine karşı yaptığı hamlelerdeki hile ve tuzaklardan keyif alabilir. İşte Machiavelli’nin gözlerinin önünde oynanan büyük siyasal dramın değişen sahnelerine baktığında takındığı tutum da böyle olmuştur. O, derin bir ilgi duymamış, büyülenmişti aynı zamanda. O, düşündüğünü söylemeden edememiştir. Oyunun kimler tarafından oynandığını (soylu, tiran, cumhuriyetçi, meşru prensler, iktidarı zorla ele geçirenler...) sormayı düşünmemiştir. Bazen kötü bir hamleye başını sallamış, bazen de beğenisini ve hayranlığını şiddetle dışarıya vurmuştur.  Yani Machiavelli, oyunun kendisiyle ilgilenmişti. Bununla birlikte yazar, siyasal oyunun satranç taşlarıyla değil, kanlı-canlı insanlarla oynandığını ve bu varlıkların mutluluk ve mutsuzluklarının söz konusu olduğunu hatırlamamaktadır.
Machiavelli’nin temel yaklaşımı, ‘devletin (aslında siyasal birlik demek gerek) varlık ve yokluğu söz konusu olan durumlarda, haklı veya haksız, adil veya zalim, iyi veya kötü gibi düşünceleri bir yana bırakıp, hayat ve özgürlüğü kurtaracak bütün önlemlere başvurulmalıdır’ önermesiyle ifade edilebilir. Dolayısıyla devletin başı aynı zamanda devletin kendisiydi. Devleti korumak, hükümdarın kendisini koruması demekti. Machiavelli prensin siyasal başarısını, savaşan kuvvetler arasında bir denge sağlamada ve halkın ulusal karakterine uygun düşecek yasalar koymada bulmaktadır. Bir prens yeri ve zamanı geldiğinde halkına ölçülü bir merhamet gösterebilmelidir. Fakat otoritesini sağlayabilmek için de zulüm yapmaktan çekinmemelidir.
Machiavellizm ile Machiavelli’nin ne kadar ilgisi olduğunu daha çok anlayabilmek için yazarın düşüncelerine temas etmek gerekmektedir.
Machiavelli’nin düşüncesini kavramada ipucu, onun karamsarlığıdır. Karamsar esas itibarıyla değişmez, ilerleyici mükemmelliğe ulaşmada yetersiz görür ve aklın tabiat ve tarihin sınırlı ve sert gerçekleriyle baş edebileceğini inkâr eder... Karamsarın geçmişe bakmasına, nelerin olmuş bulunduğuna öncelikle bilincini açışına karşılık iyimser, geleceğe bakar ve nelerin olabileceğine merak duyar.
Yazarın karamsarlığı, ahlâklılığın kendi doğal akışında övülebilir olduklarına fakat prensin ahlâklılığı amaç edinme lüksünü taşıyamayacağına duyduğu inançta yansır.
Bir hükümdar için, sözüne sadık olmanın ve daima içtenlikle ve yapmacıksız davranmanın ne kadar övgüye değer olduğunu herkes bilir. Ne var ki, zamanımızda büyük işler balarmış olan hükümdarların, sözlerine sadık kalmaya pek önem vermediklerini ve yapmak istedikleri şeyleri insanlara hile ile kabul ettirdiklerini ve nihayet, bunların, dürüstlüğü bütün davranışlarına temel yapan hükümdarlara üstün geldiklerini tecrübeyle görmüş bulunuyoruz.
Buna göre prens, daha önce bahsedildiği gibi şartlara göre esen rüzgârın değişikliklerine uyabilecek bir yeteneğe sahip olmalıdır, kendi elini katı kurallarla bağlamamalı, değişikliklere ayak uydurup içinde bulunduğu şartların gerektirdiği her türlü aracı (din, insanlık, hayırseverlik, yalan, hile, zor...) kullanmalıdır. Daha da açıkçası duruma göre iyiliğe de kötülüğe de başvurabilir; İnsan da olabilir hayvan da. Hayvan gibi davranacak prensin elinde duruma göre uygulayabileceği iki yöntem vardır: Kurnazlık ile şiddet.
Hayvan gibi hareket edecek hükümdar, aynı zamanda hem tilki, hem de aslan olmaya çalışacaktır: Çünkü, yalnızca aslan olursa, tuzakları fark edemez: ve de yalnızca tilki olursa kendini kurtlara karşı koruyamaz. Bu nedenle, o, hem tuzakları fark edebilmek için tilki, hem de kurtları korkutabilmek için aslan olmak zorundadır. Yalnızca aslan olmakla kalanlar, çok beceriksizdirler. Akıllı bir hükümdar, sözünü yerine getirdiği takdirde zarara uğrayacağını gördüğü zaman, asla bunu yerine getirmemelidir. Çünkü, onu vaatte bulunmaya sevk eden nedenler artık mevcut değildir: kural işte budur. Bütün insanlar iyi olsalardı, bu iyi bir kural olamazdı şüphesiz, ama insanlar kötü olduklarına ve size verdikleri sözü kesinkes tutamayacaklarına göre, siz, kendi sözünüzü ne diye tutacaksınız? Kaldı ki bir hükümdarın vaat etmiş olduğu şeyi yerine getirmeyişini mazur göstermek için, meşru nedenler bulamaması mümkün müdür?... Fakat bunun için kesinlikle gerekli olan bir şey vardır: Tilki doğasını maskelemeyi bilmek ve olduğundan farklı görünmek ve düşüncesini saklamak sanatına kusursuz bir şekilde sahip olmak. İnsanlar, o kadar kör ve anlık ihtiyaçlarının o kadar esiridirler ki, aldatmayı meslek edinmiş biri, her zaman, aldatılacak birini bulur.
Machiavelli için hükümdar açısından en önemli olay, hükümdarın her ne şekilde olursa olsun ‘iktidarını kurmak ve sürdürmektir.’ Machiavellizm ile adeta özdeşleşen bu araç-amaç vurgusunu Hükümdar’da görmek mümkündür.
Bir hükümdar yalnız ve yalnız hayatını ve devletini korumayı düşünmelidir: Bunu başardığı takdirde, bu amaçla kullandığı bütün vasıtalar herkesçe makbul ve övülmeye değer bulunacaktır. Avam, daima gördüğüne ve olan bitene göre hüküm verir: Ve bu dünya zaten avamdan ibaret değil midir? Küçük azınlığın sözü ancak büyük çoğunluk ne yanı tutacağını ya da ne yana göre hüküm vereceğini bilmediği zaman dinlenir.
Burada dikkat çeken bir şart vardır; o da iktidarı elde etme başarısı ve orada kalıcı olmak. Aksi tadirde bir tiran olarak anılmak durumu oluşacaktır.
Machiavellizm XVI. yüzyıl İtalyası gibi güçlü komşularla çevrili güçsüz devletlerin siyaset bilimi midir? Bir Machiavellizm söz konusuysa, yukarıda söylenenler doğrultusunda siyaset bilimi sözcüklerini siyaset sanatı, sözcükleriyle değiştirmek gerekir. Öğretici Machiavelli’nin  öğütlediği yönetim teknikleri olarak Machiavellizm’in önemini büyük bir tutarlılıkla çevre ve zaman koşullarıyla sınırlandıran bu bakış açısı, hükümdarı, güçsüz bir siyasal birliğin başına geçecek öndere dersler bütünü diye nitelendirirken, yapıtın ilk kez, varolabilmek için büyümek ve etki alanı dışında hiçbir şey bırakmadan yaygınlaşmak zorundaki bir fiili hakikati (verita effetuale) düşündürdüğünü gözden kaçırmaktadır. Oysa Machiavelli’nin önemi de burada belirmektedir. O, aşkın hiçbir sınır tanımayan siyasî güç mantığını açığa çıkaran bir yazardır. Machiavelli’nin verdiği dersler yarı aslan yarı tilki, yarı yetenekli, yarı talihli bir hükümdara yönelmektedir ve bu yüzden, Machiavelli siyasî gücü hükümdar açısından düşünür.
Machiavelli, liderlerin sorunları soyut biçimde düşünüp taşınması yerine, siyasal eylemlerinin sonuçlarına bakmasında ısrar eder. Gözünüzü hedeften ayırmayın! Halkın hoşuna gitmeyen işlere karar vermek zorunda kalacaksınız ama halkın çok seveceği bazı şeyleri yapma şansına da sahip olacaksınız. Her iki durumda da halkın ani tepkisine aldanmayın; çünkü deneyimli bir lider sıkı bir incelemede şunu kavrayacaktır: “Erdem gibi görünen bazı niteliklerin bir hükümdarı yıkıma götürdüğü, kusur gibi görünen başka bazı niteliklerin ise, buna rağmen, sonuçta onun iktidarını korumasına yaradığı görülür.”
Machiavelli gözden düşmüştü, yaranmak için Hükümdar’ı yazmıştı ve fakat yazar yine de yaranamamıştı. Machiavelli bu eseriyle aslında hükümdarı bile –yönetimlerini böylece açıkladığı için- öfkelendirmiş olabilirdi. Zira yazar bir yönüyle içinde bulunduğu siyaset etme geleneğini , siyasal entrikaları açığa çıkartıyordu. Hükümdarın da kendine has bir hayatı, çıkarları, siyasal içerikli nitelikleri ve amaçları vardır. Çoğu hükümdar –belki de hiçbiri- ders istemez, fakat üstüne düşünsel bir koruyucu perde örtülmesi, meşrulaştırılması için hizmet bekler. Çünkü uygulamalı bilimlerde pratiğin teorisi ile birbirinden en çok ayrı olan dallardan biri de siyasettir. Siyasete aktif olarak katılmak, gerçekliği her an göz önünde bulundurmak demektir. Her siyasî iktidar, bu gerçekliği bilir ve ondan kaçamaz. Tarih boyunca siyasî iktidarlar, çevrelerinde kendilerini yıkmaya çalışan ya da iktidarlarını destekleyen ve meşrulaştırmaya gayret edenleri siyasal bir olgu olarak hep görmüşlerdir. Özellikle iktidarları destekleyen arasında düşünürler de vardı. Bunlar genellikle iktidarın yapıp etmelerine meşru bir kılıf bulmaya çalışırdı.
İktidar mücadelesi ve büyüklük, yükselme tutkusu siyasetin doğasında vardır. Machiavelli için ya özel, zararsız, bir kimseyi incitmeyen bir yaşam sürmeli ya da siyasal arenaya girip güç için savaşmalı ve bu gücü en acımasız ve köktenci araçlarla korumalıdır. Ona göre bu iki seçenekten başka bir seçim yoktur. Hatta ‘virtú’su/yeteneği olan kişilerin seçim yapmaları bile olanaksızdır. İktidar, ‘virtú’su olan kişiden kuşkulanır. Böyle bir kişi kuşkuları üzerinden atıp dikkati çekmemek amacıyla kurnazlığa başvurur. Ancak kurnazlık yapmak zorunda olduğundan dolayı durumunu olduğu gibi koruyamaz. Toplumsal konumu göze batmaya başlar. Artık bu kişinin kendini koruyabilmesi için önünde tek bir yol vardır: Savunma kurnazlığını saldırı kurnazlığına çevirip iktidarı ele geçirmeye çalışmak. Böylece yönetimin kuşkuları da doğrulanmış olur.
Aynı durum bir devlet için de geçerlidir. Siyasal özne siyasetin doğası gereği, yani üzerinde sürekli bir tehdit bulunmasından dolayı, kurnazca davranacak ve erkini arttıracak yolları bulmaya çalışacaktır. Siyasal özne, ya başarıya ulaşır ya da yok olur. Bir cumhuriyetin (ya da herhangi bir devletin) dar sınırlar içinde kalıp yaşamını sürdürebilmesi olanaksızdır.
Dünyadaki her şey sürekli bir hareketlilik içinde olduğundan ve aynı biçimde kalamadığından dolayı cumhuriyetler de bu değişkenlik yüzünden ya sürekli yükselişe ya da düşüşe doğru giderler. Zorunluluk (yani siyasal özne üzerindeki kuşku, tehdit) genellikle aklın yönlendirmeyi düşünmediği bir amaca doğru götürür. Büyümeden varlığını sürdürmesini istediğiniz bir cumhuriyet kurmuşsunuzdur; oysa zorunluluk, kuruluşun amacına karşın yine de onu büyümeye zorlar. 
Zorunluluğa getirilen yanıt, siyasal erkin arttırılması, genişlemek, büyümektir. Tıpkı tarihteki Roma Cumhuriyeti’nin yaptığı gibi. Ayrıca “tarih kargaşalıklarla, baskılarla, beklenmediklerle, dönüşlerle dolu... ipler tesadüfün elinde... Aksilikleri alt etmenin yolu, zamanını anlamak. Onda hoşunuza gitmeyen, tarihin bir kavga olduğu fikri, politikanın prensiplerle değil, insanlarla münasebet demek olduğu inancı...”
Bu şekilde işleyen bir sistem, yeteneği olan herkesi komplocu yapabilmektedir. Bu mekanizma, belli düzeye gelmiş her irili ufaklı devleti imparatorluğa aday kılar. Yani Machiavelli’ye göre insanların komplolara girişimleri ya da devletlerin savaşmaları, bunların kötü bir yapıya sahip olmalarından dolayı değildir; yalnızca siyasal özne olarak var olmalarından, yani Machiavelli’nin zorunluluk dediği kuşkuyla, tehditle karşı karşıya bulunmalarından dolayıdır. Siyasal yaşamdaki şiddet, zalimlik, yalancılık, ihanet, sahtekârlık vb... insanların kötülüğünden değil, fakat siyasal öznelerin birbirlerinden ayrı, parçalanmış bir şekilde bulunmalarından kaynaklanır.
Bu açıdan bakıldığında Machiavelli’nin iktidarın yüceltilmesine ilişkin bir öğretiyi ortaya koyduğu söylenemez. İktidar fenomenleri zorunlu fenomenlerdir. İnsanın siyasal özne olarak var olması, onun yaşamını sürdürebilmek için her türlü yola başvurarak gücünü sürekli olarak artırmaya yönelmesi demektir.
Hükümdarın yazarına göre dürüstlük özel hayatta olur, politikanın tek kuralı iktidarın menfaatidir. Politika ahlâk dışıdır, çünkü namussuzlar arasında yüzde yüz namuslu kalmak isteyen er geç mahvolur; tarihi eylem içinde iyi kalplilik felakete götürür insanı; yufka yüreklilikten daha az zalimdir. İç savaşları önlemek için üç beş kelle koparmak zulüm değil vazife... Politikanın kaderi görünüşte cereyan etmek, görünüşe önem vermek... Kimse ne olduğunuzu bilmez, nasıl göründüğünüzü bilir... Halk yalnız neticeleri görür; dava otoritesini kaybetmemek, vasıtalar ne olursa olsun, hoş görülür ve alkışlanır.
Diderot (1713–1784) ve Rousseau (1712–1778)’ya göre Discourse’de ve Floransa Tarihi’nde cumhuriyetçi düsturları savunan Machiavelli tiranların yararına olacak bir eser yazamazdı. Dolayısıyla Hükümdar’da yazar ikili oynar. Onlara göre yazar, ‘Hükümdar’la “O, krallara ders verirmiş gibi görünüp, aslında halklara dersler verdi... Bu adamın tiranlara öğrettiği bir şey yok, onlar ne yapacaklarını gayet iyi biliyorlar zaten; O, asıl, halklara neden korkmaları gerektiğini öğretiyor... Machiavelli’nin Hükümdar’ı cumhuriyetçilerin kitabıdır.”
Diğer taraftan Machiavelli’yi çürütme denemesi yapan Büyük Frederik II (1712–1786) onu ahlâksızlıkla suçluyor ve bir anti-Machiavelli söylem geliştirmeye çalışıyordu. “İnsanlığı mahvetmek isteyen bir canavara karşı insanlığın savunmasını cesaretle ele alıyorum, panzehir hemen zehirin yanında olsun diye de, bu eser hakkındaki düşüncelerimi her bölümün sonuna ekledim.”
Öte yandan Machiavelli, Discourse’inde cumhuriyetçi bir karakter ortaya koyar.
...bir devleti güçlü kılan şey genel iyiliktir, yoksa özel çıkarlar değil; ve, hiç şüphesiz, ancak cumhuriyetlerde gerçekten halkın iyiliği göz önünde tutulur...bazı özel kişiler zarara uğrasalar bile o kadar çok yurttaş bundan yarar sağlar ki az sayıdaki zarar gören yurttaşların muhalefeti daima bertaraf edilebilir... oysa bir hükümdarın yönetiminde bunun tam tersi söz konusudur: çoğu kez hükümdarın özel çıkarları devletin çıkarlarıyla çatışır.
 Var olan siyasal gerçek, siyasî iktidar şekliyle onun tarafından düzenlendiği kabullenilen yasalar arasında uygunluk sağlamasını zorunlu kılmaktadır. “...ahlâkî çürümüşlüğün yasayla durdurulamayacak kadar güçlü olduğu memleketlerde, aynı zamanda, her şeyin üstünde bir kuvvet, yani çürümüş zedegânın ihtiraslarına gem vurabilecek bir güçlü hükümdar eli bulunması gerekir.”  Dolayısıyla Machiavelli’ye göre 1513’lerin İtalyası’nda böyle bir çürümüşlüğün olduğu açıktır.
Machiavelli’nin Hükümdar’daki ithaf yazısında kendisinin prensten, ‘hükmetme’ konusundaki bilgisinin üstün olduğu düşüncesine kapıldığını görmek mümkündür. Böyle bir bilgi üstünlüğüyle hükümdarın neler yaptığını açıkça ortaya koymaya çalıştığı da söylenebilir. Zira O, her yazarın uyduğu bir gelenekten söz ederken (1517’de) şu satırları yazar: “Eserlerini şu ya da bu hükümdara sunmaktan ve onu utanç verici türlü çeşit zaaflarından dolayı yerecek yerde, bütün erdemlere sahip olmak gibi bir meziyetle taltif ederler; çünkü yükselme, para hırsı gözlerini kör etmiştir.” 
Aslında tam bir tecrübeyle yazılmış olan bu satırların sahibi Machiavelli’nin, kendi yaptığını düşünmemiş olmaması mümkün değildir.
Bütün bunlardan sonra Machiavelli’den mütevellit bir Makyevelizm algısı oluşmuştu. Onun genel olarak fikirleri bunlardı fakat dönem dönem farklı yorumlanagelmiş bir yazar olarak da siyasal tartışmalardaki yerini almıştı.
Makyavelizm daha sonraki yüzyıllarda farklı farklı değerlendirilmiştir. Yazarın eseri, genelde ahlâkî bir bakışla yargılanmıştı. Ahlâka etkileri olan bir eserin yargılanmaması da kaçınılmazdı. Siyasal ve ahlâksal olanın taşıyıcısı aynı insandır. Her iki durumun farklı ortamları/tarzları olsa da insanlar yine de onların taşıyıcılarında iyimser davranışlar beklemektedirler. Dolayısıyla Machiavelli, yoğun bir inceleme/araştırma konusu olmuştur. Bunun sonucunda farklı yargılar ortaya çıkmıştır.
17. yy. boyunca İngiltere’de Machiavelli’ye ilişkin 395 civarında kaynağa rastlanmış ve bunların hepsinde Machiavellizm, hilekârlık, ikiyüzlülük, acımasızlık ve suç anlamında kullanılmıştır.  Bu kötü imaja rağmen Machiavelli’nin kuramı ilgi odağı olmaya devam etmişti.
F. Bacon (1561–1626) ve Spinoza (1632–1677) Machiavelli’ye önem veriyorlardı. İlkine göre O, bilimin (yapılması gerekeni değil yapılanı betimlemesiyle) öncüsü; diğerine göre ise O, ‘özgürlük şampiyonu’ydu.
18. yy. düşünürlerinde her iki bakış açısına da yatkınlık görülmektedir. Daha önce görüldüğü üzere Voltaire’da ve Prusya’nın genç veliahtı II. Frederik’te bir anti-Machiavelli yaklaşımı vardı. Ama aynı yüzyıl içerisinde Herder (1744–1803)’e göre kitabın yanlış anlaşılması hiç kimsenin onu doğru koşullar ve ortam içinde görmemesindendi. Machiavelli hiçbir zaman genel bir siyaset kuramı sunmak niyetinde değildi. Yalnızca kendi döneminin adet, düşünce ve eylem biçimlerini betimlemişti.
Hegel, Machiavelli’nin reçetelerini benimseyerek, kesin bir tonla konuşmakta ve ondan övgüyle bahsetmektedir. Hegel’in Machiavelli’yi yorumlaması da Napolyon Savaşları sonrasında dağılmış bir siyasal yapı içerisinde bulunan Prusya’nın bir bireyi olarak, içinde bulunduğu ruh haliyle anlaşılırsa yerinde olacaktır. Yani Hegel, ‘Hükümdar’ı bu ruh haliyle bütünüyle umutsuz görünen bir siyasal ortam içinde okudu.
Fichte (1762–1814) Almanlar’ın Avrupa’da dejenere olduğu bir dönemde kendisi güçlü bir ahlâkçı olmasına rağmen Machiavelli söz konusu olunca onun gerçekçiliğini övmekte ve onu ahlâkî suçlamalardan aklamaya çalışmaktadır.  Görüldüğü üzere Machiavellizm ile Alman idealizmi arasında amaçlılık açısından bir örtüşme (alliance) bulunmaktadır.
19. yüzyılda Machiavelli yorumlanmaya devam edilmiş ve daha önceki dönemlerin aksine bu isim süsleyici lakap olarak kullanılmıştır.  Bu yüzyılda ‘tarih’ en önemli bilim dallarından biri haline gelmiştir.  Böylece insanî olaylara bakış açısında çeşitlilik oluşmaya başlamıştı. Artık herhangi bir tarihsel olay kendi tarihsel arka planından bağımsız değerlendirilemezdi. Dolayısıyla Machiavelli de yeniden yorumlanmaya başlamıştı. Aslında eski bir konu hakkında yeni şeyler söyleniyordu.
On yedinci yüzyıl yazınında Machiavelli, şeytanın somutlaşmışı olarak betimlenmişti. Ve sonra, görülmemiş bir abartma ile şeytan bazen bir Mavhiavellici olarak resmedilmiş ve Machiavellicikle renklendirilmişti. Ama bu yargı, iki yüzyıl sonra tümüyle tersine döndü. Machiavelli’nin şeytanlaştırılmasının yerini bir tür tanrılaştırma aldı.
Çağdaş yazarlar arasında da ‘Machiavelli’, üzerinde ciddiyetle durulan bir tema olmayı sürdürmektedir. Özellikle 20. yy.’ın ilk yarısında ortaya çıkan iki büyük dünya savaşı ve ardından gelen siyasal ve ekonomik yapılanmalar kimi yazarlarca Machiavellizm ile ilintili olarak değerlendirilmiştir.  Mahiavellizm, Machiavelli’den sonra onun adıyla anılmış ve aslında her liderin mesafeli durmaya çalıştığı, aynı zamanda liderlerin yapıp etmelerinde kimi zaman ortaya çıkan siyasal söylence ve eylem tarzı olarak günümüze kadar gelmiştir.
Etkisi yüzyıllar boyu devam etmiş Machiavelli’nin bu durumu, çağların içinde bulunduğu siyasal, sosyo-kültürel algılama biçimlerine göre çeşitlenmektedir.
Realist çağlar Machiavelli’yi tebcil eder. 20. yüzyıl bir realizm asrıdır. Mussolini İtalyan Ansiklopedisi’ndeki faşizm maddesinde, faşizmin çıkmış ilk peygamberi olarak Machiavelli’yi gösterir. Hitlerizm zıvanadan çıkmış bir makyevelizmdir... 2. Jacobinler’in hepsi Machiavelli hayranıdırlar, Napoléon keza... İsveç kraliçesi Katerin ve Richelieu onun hayranıdırlar. Yalnız hepsi söylemezler. Mussolini, Stalin ve Lenin yüksek sesle ona olan hayranlıklarını haykırırlar. 19. yüzyılda politikacılar ve birkaç büyük yazar (de Maistre, Balzac) hariç Machiavelli sevilmez. 20. yüzyıl II. Dünya Harbi’nden sonra üç düşünce adamını tanrılaştırır. Machiavelli, Marguis de Sade ve Freud.
Sonuç olarak şunları belirtmek gerekir: Machiavelli kaybetmişti. Aktif olarak siyasetin içinde bulunanlar ya bulundukları konumlarını korumak ya da daha ilermek durumundadırlar. Aksi takdirde kaybetmek mukadderdir. Siyasette kaybedenler, kazanmak için belli bir mücadele içinde olmuşlardır. Aslında siyaset eliyle elde edilecek konum için yapılanlara kazananlar, kaybedenlere nazaran farklı bakar ve farklı görmek isterler. Siyasetin doğasının entrika ile yoğrulduğunu genellikle kaybedenler vurgulamışlardır. Machiavelli’nin de entrikanın kol gezdiği dönemin İtalya’sında kaybetmiş bir yazar olarak, siyasetin doğasına dönük olumsuz vurgusunun sebeplerinden biri de bu olsa gerek. Öte yandan kendi tarihsel bağlamında var olan siyasal mücadele şekillerinin, onun siyasete dönük fikirlerini etkilemiş olduğu da görülebilmektedir. Makyevelizm öncelikle bu durumlar göz önünde bulundurularak değerlendirilmelidir. Ayrıca Machiavelli, yalnızca Hükümdar adlı eseri incelenerek değerlendirilmemelidir. Zira birçok eser yazmış olan Machiavelli, siyasal olan eylemi eserlerinde farklı farklı olarak değerlendirmiştir.

 

Bugün 2 Dün 11 Toplam 16023 En Fazla 235 Ortalama 25
Anasayfa - İzmit - Biyografi - Projeler - Makaleler - Resim Galerisi - Basında Biz - İrtibat
Copright © 2008 Ahmet KESGİN Tüm Hakları Saklıdır.