1- Dünyada yerel demokrasinin ve yerel yönetimlerin önemi giderek artıyor. Ankara’da AK partinin düzenlemiş olduğu bir Siyaset Okulunun bu yılki ders konusu yerel yönetimlerdi. Siz bu yılki siyaset okulunda Ankara il birincisi oldunuz. Öncelikle dünyada ve Türkiye'de yerel yönetimlerin nereye gittiğini anlatmanızı isteyeceğim.
Evren sürekli bir devinim içersindedir. Evrenin bu hareketinin nereye gittiği konusunda oldukça geniş bir felsefî görüş ortaya çıkmıştır. Bunun gibi hayat da akıp gider. Özellikle insan hayatı da kendi tarihi içerisinde akıp gitmektedir. Bu gidişin belli bir amacı var mıdır? Daha iyiye mi yoksa daha kötüye mi gider? Bu sorulara düşünce tarihinde çeşitli cevaplar verilmiş hep. Bir nehirde iki kez yıkanılmaz diyen filozoflar olmuş, ekonomik ilişkilerden yola çıkarak tarihin sınıfsız topluma doğru bir evrilmesi var diyenler olduğu gibi özgür bir topluma doğru bir gidiş de olduğunu ileri sürenler olmuş. Diğer taraftan evrenin temel yapı taşlarının sabitliğini savunarak hiçbir evrilmenin olmadığını kabul edenler de olmuş. Dahası dinler de bir kıyamet günü inancıyla müminlerine bir kopuşu haber vermektedir. Görüldüğü gibi sürekli akıp giden bir devinim var ve insan bu akışa cevap vermeye çalışmaktadır. Sizin sorunuzdaki insanı ayartan gizli dürtünün derinlerinde bu temel insan sorunu vardır aslında.
Yine insan kendi mecrasında akıp giderken yönetim algılamalarını da zaman zaman değiştirmiş, bu konularda da geniş bir külliyat oluşturmuş. Düşünce tarihi açısından bakıldığında herkesin üzerinde ittifak ettiği mükemmel bir yönetim tarzı da yoktur. Fakat günümüzün paradigmal bakış açısına göre demokrasi idealize edilmiş gibidir. Bu durumda yönetimlerin temel parametrelerine bakmak gerekir. Demokrasi, diğer yönetim biçimlerine göre daha çok insan katılımıyla oluşan bir yönetim tarzı. Öyleyse diğerlerine göre demokraside insan faktörü nerede duruyor, ya da durması gerekir? Bu soruların cevabı işte bize bu temel paradigmanın yönetim anlayışının nereye gittiği konusunda bilgi verecektir. Diğer taraftan dünyada yerel yönetimlerin nereye gittiği sorusu özellikle bu yöndeki kurgumuzu kendisine göre yaptığımız AB’de gittiği yön daha çok konuşulacak şeydir. 3. dünya ve gelişmekte olan ülkelerde aslında pek bir istikamet tutturabilmiş değil yerel yönetimler.
Özellikle günümüzde her alanda yerelleşme talepleri artmaktadır. Bu da yaklaşık yüzyıldır bizdeki tartışma konularından biri olan adem-i merkeziyetçiliği öne çıkarmaktadır. Merkeziyetçi, üsttenci, kapalı, otoriter ve değişimi algılayamayan siyasal-toplumsal yapılar yavaş yavaş çözülmekte ve yerini güçlü yerel demokratik modellere bırakmaktadır. Burada demokrasi konusunda da oldukça geniş bir tartışma olduğunu belirtelim. Ama bütün bunlarda öne çıkan iki temel ilke varlığını hissettirir: Özgürlük ve eşitlik. Bireylerin tercihlerindeki özgürlük ve siyasal ve toplumsal birer varlık olarak da eşitliğini vurgular bu iki kavram. Bu ve başka demokratik değerler, insanların kendi olarak sürece katılımını sağlayan değerlerdir.
Yerel yönetimler günümüzde demokrasinin temel kurumlarından sayılmaktadır. Yerel yönetimler halkın yönetime katılımını sağlayan ve halka kendi kendini yönetme erdemini kazandıran kurumlar olarak öne çıkarken aynı zamanda demokrasinin en etkin şekilde hayata geçtiği kurumlardır. Yerel yönetimler kapsamında temsilcilerle seçmenler arasındaki mekansal ve toplumsal yakınlık, demokrasi teorilerinin öngördüğü hem gerçek bir seçme süreci hem de halkın etkin denetimi konularında oldukça etkin olduğunu görebiliyoruz. Yani yerel yönetimlerin demokrasiye katkısını özetlemek gerekirse; Yerel yönetimler demokrasinin okuludurlar; eşitlik, özgürlük ve refah toplumunun oluşumuna katkıları vardır; demokrasinin zorunlu sonuçları olan halkın katılımı, çoğunluk ilkesi ve seçmenlere hesap verilebilirlik ilkeleri yerel yönetimlerde daha kolay inşa edilebilir ve son olarak da yerel demokrasilerde herşey gizli bir şekilde yapılmaz aksine açık ve herkesin görebileceği şekilde yapılır.
AB açısından bakıldığında nasıl birlik üyelerinin siyasal rejimleri ya da hükümet sistemleri tek bir noktada buluşmuyorsa AB’nin de tek bir yerel yönetim yapısı yoktur. AB üyeleri arasında bölgesel gelişmişlik düzeyleri bakımından mevcut olan farklar yerel yönetim anlayışına da yansımıştır. Avrupa Birliği, yerellik ilkesine büyük önem vermektedir. Bu bakımdan yerelleşme AB’nin temel politikalarından birisidir. Buna karşılık Birlik içinde izlenen tek bir veya yekpare bir yerel yönetim politikası yoktur. Her bir ülkenin farklı yerel yönetim sistem ve geleneğine sahip olması halihazırda bu yönde izledikleri politikaları farklılaştırmaktadır. Ancak tüm üye ülkelerin müktesebatlarının birbirlerine yaklaştırılması çalışmaları kapsamında Avrupa Birliği de yerel yönetim politikalarının yekpare bir biçime kavuşturulması çalışmaları sürdürülmektedir. Bu bağlamda AB, yerel özerklik şartını 1985’te yürürlüğe koymuştur. Türkiye de 1988’de imzalamış, 92’de onaylamış ve 93’te yürürlüğe koymuştur. Bu bağlamda gidişin demokratik değerlerin daha fazla öne çıkma ve yaygınlaşma imkânı bulduğu yerelliğin daha ön plana çıktığı bir sürece doğru gittiğimizi söyleyebiliriz. Türkiye bu konuda son dönemlerde büyük adımlar atmıştır. Küreselleşme sürecinde de yerel yönetimlere çok iş düşmektedir. Kentlerin kendi kimliğini öne çıkartan projeler onları bu rekabette farklı kılacaktır. Dolayısıyla dünya sahnesine çıkan kentler, başkalaşarak değil öz değerleriyle buradaki yerini almalıdır. Bölgeyi bu farklılık öne çıkarır.
2- AK PARTİ Siyaset Okulu'nda dereceye girmek önemli bir başarı, bu açıdan tebrik ederiz dergi olarak. Bu tür siyasal eğitim çalışmaları hakkında düşüncelerini öğrenmek isteriz. Demokrasiye katkıları ve insan yetişmesi açısından etkisi nedir anlatır mısın?
Öncelikle bu konuda AK Parti yönetimini tebrik etmek gerekiyor. Türk siyasal tarihinde partiler zaman zaman kendi üyelerine parti içi eğitimler vermiştir elbet fakat burada Ak Parti’nin partili partisiz herkese açık bir okul açması takdire şayandı. Ülkede yerel siyasete ilgi duyan her vatandaşa bu okul kapılarını açmıştı. Bu önemli bir durum. Kursu verenlerin alan uzmanı akademisyenlerden, ülkenin önemli büyükşehirlerini yöneten başkanlarından, ve kişisel gelişim uzmanlarından oluşması oldukça önemli bir şeyler kattı katılımcılara. Kendinizi mevzuat konusunda geliştirme imkanınız varken aynı zamanda siyasal iletişim imkanı da bulabiliyorsunuz. Kaldı ki teorik derslerde özellikle hocalarla çok verimli tartışmalarımız oldu. Bu tür çalışmaların özellikle siyasal kadrolar için çok verimli olacağını düşünüyorum. Güç noktasında zaafı olmayan bir parti çıkıyor ve biz ülke siyasal kadrolarının yetişmesine parti olarak katkı sunmak istiyoruz diyor. Bunun anlamı budur. Ayrıca demokratik tartışma zemini oluşturmuş oluyorsunuz bunu yaparken. Demokrasinin kurumsallaşmasına katkı sağlamaktır bu tür organizasyonlar. Ve siyasetçiye de kendini gösterebilme imkanı da sunuyor böyle platformlar.
Diğer taraftan insan kavramlarla düşünür, üretir. En önemli sermayemiz kavramlarımızdır bizim. Ne kadar çok kavramsal çerçeveniz varsa o kadar geniş ufuklara sahipsiniz demektir. Hele siyaset gibi merkezinde insan olgusunun olduğu bir kurumda bu çok elzem bir durum arzeder. Belki bu akademiye katılıp başka partilerde siyaset yapacak olan isimler de çıkacaktır. Bu ülke için bir kazanımdır bu yönüyle. İşinizi bilerek yaparsanız zevk alırsınız. Bilgiye ulaşmak artık çok kolay ama onun için bir motivasyon eksikliğimiz varsa bir o kadar uzaktır bilgi. Bilmek de pek okumayı sevmeyen bir toplumda çok ciddi bir sorundur. Yerel yönetim süreçlerine ilgi duyan ve görev yapma heyecanı taşıyan, bunun için de ciddi bir mücadeleye girecek olanlar için, bilgi kazanma konusunda, motivasyonu yüksek bir uygulamadır bu eğitim. Zira bilgi olarak size ciddi bir alt yapı sağlamış, her şeyden önce nereye bakmanız konusunda size bir zemin inşa etmiş bir çalışmaydı bu eğitim süreci. Yıllardır bu alanda mücadele eder ve zihin yorarım, diyebilirim ki bu eğitim süreci bilgiye büyük bir iştahla yaklaşan herkese güzel bir anahtar vermiştir. Bunu nasıl kullanacağınız ise sizin kabiliyet ve iş yapabilirliğinize kalıyor.
3- Siyasetin hem pratik olarak hem de teorik olarak üreticilerinden birisisiniz. Bu anlamda siyaset nasıl algılanmalı ya da tanımlanmalı ki daha anlamlı bir siyasal eylem üretilebilsin?
Gerçekten fazlasıyla heyecan duyduğum bir soru oldu bu. Zira akademik çalışmalarımda yani hem master hem de doktora tez çalışmalarımda bu konu ciddi zihinsel çaba harcadığım bir konu. Siyaset öyle bir çırpıda tanımlanacak bir terim değil. Zaten tek bir tanımı da yok. Yaklaşık 2500 yıllık bir külliyat var bu konuda. Hangi zaviyeden baktığınıza göre de değişir bu tanım. Sosyalist ile liberalin, pozitivist ile muhafazkarın vs tanımı farklıdır. Kimine göre ahlâkın uygulanabilir alanıdır. Yani bu zor bir iş. Derginin adı da İdeal Kent. Farabinin Medinet’ül Fadılası’ndan mülhem. Onun da bir tanımı var yani. Bir ideal kent algısı ve ideal bir siyasal toplum öngörüsü. Peki bu konuda peşinden gittiğim bir tanım, bir ilke yok mu? Elbette var. Tanım aslında sizin ne yaptığınız ve ne yapmak istediğiniz için genel ilke ortaya koyar. Herkes sizi yakından tanımaz ama ilkelerinizi yani kendinizi açık ettiğiniz tanımları ortaya koyarsanız sizi görmemiş olanlar bile hakkınızda kanaat sahibi olurlar.
Öncelikle siyaset yapıyorsanız, niçin yaptığınızı meşru bir kaynağa oturtmanız gerekir. Önemsediğim iki sebebin ilki şöyle; Siyaset, insan hayatında, insanın kendisini yani potansiyellerini en fazla ortaya koyma imkânı bulduğu bir kurumdur. Tam eylemlilik gerektiren bir iştir siyasetçinin işi. İkinci olarak da daha ahlâklı bir toplumun oluşmasına siyaset eliyle rehberlik edebilme imkânı buluruz. Buradan yola çıkarak bir tanım yapabiliriz. Yani bizim makbul tanımımızı yapabiliriz tabii. Bir ahlâk zemininde toplumu kuşatan bir çerçeveyle yola çıkarak, onların katılımını en geniş anlamda sağlayan ve toplumsal çatışmaların uzlaşıyla sonuçlanmasına rehberlik eden, sosyal ve ekonomik refahını yükseltme çabasında olan ve herkesin kendini görebildiği bir sahne inşa etme işidir. Empati ve sempati kurma işidir. Topluma dayatma ile değil onun doğal akışına rehberlik etme işidir. Elbette işe yarayacak ve doğrudan içinde bulunduğumuz toplumsal sürecin bize fısıldadığı bir tanım bu. Makbul yani kabul edilebilir bir siyaset tanımı geliştirmek durumundayız. Yoksa teorik tartışmalarda ortaya çıkan siyaset tanımları çok uzun bir yer işgal ediyor. Öyle bir ahlâkî tavır ortaya koymalısınız ki sizi izleyen toplum bu tavırlarınızdan kültürünüz için darb-ı meseller çıkarsın. Fakat oyunun kurallarını ahlaklılık belirlemiyorsa yani mücadele içinde olduklarınız her türlü aracı meşru görüyorsa ne olacak. İşte tutunduğunuz ahlâk ilkesi size yetiyor olmalı. Yoksa hayat sonuç almak değil yolda yürümek değil midir? Yani insan nihai durağı için ne yapabiliyor. Her an ‘olmak’ ve yol üzerinde olmak. Siyasetçi iktidar imkânı bulunca yol daha çetin bir hal almaya başlar yoksa orası bir sonuç değildir. Ona hazır olmak gerekiyor sadece. Oldukça çetin bir yolculuk o tepe noktası zira. En zirve ve tek başınasınız aslında. Sert soğuk rüzgarlara hazır olmak gerekiyor.
Bizim evet pratik siyaset içerisinde olduğumuz da doğrudur. Siyasi iktidar, bir zirveyse toplumsal devinim de bir ova gibidir. Eğer yükseklerin resimlerini yapmak istiyorsanız aşağılara ineceksiniz, ayrıntıları da bu arada görürsünüz. Yoksa çok yükseklerden ayrıntıları ıskalayabilir insan. Çok yüksek mevki sahipleri zaman zaman toplumu genel çizgileriyle algılar ve elindeki ideoloji fırçasıyla genel bir toplumsal yapı kurmaya çalışır. Bu genelde çok sert tepkilerle karşılaşan bir durumdur. Oysa toplumun doğal devinimine sadece rehberlik yapmalı siyaset. İktidarları çok yakından gözlemleme fırsatı buldum. İktidar sahiplerini de. Nice insana bu elbisenin bol geldiğine şahit oldum. Bu konuda eksik olarak öne çıkan nedir diye sormuşumdur sürekli. Toplumsal talepleri de çok yakından izleme fırsatım oldu. Eğer siyaset kurumu ne yapacağını bilmez ise artık onu, toplumsal gelgitler etkilemeye başlıyor ve hedefsiz bir gemi gibi o çalkantıların altında kalıyor. Ne yapacağını bilen ve kendisini bu konuda donatanlar ise hep heyecan vermiş aynı topluma. Ve toplumsal beklentilerin değişmesine sebep olmuşlar. Evet gerek teorik gerekse pratik olarak içinde bulunduğum siyasal olgunun tek bir tanımı elbette yok ama toplumsal gerçeği kuşatan bir tanımımız da yoksa yani gerçekliğin fotoğrafıyla bir ideal oluşturamazsanız daha baştan kaybetmiş olursunuz.
4- Siyasetin teorik ve pratik olarak içinde bulunmanızı nasıl algılamalıyız, önümüzdeki dönemde sizi yarış içinde görecek miyiz? Yerel yönetimlerde siyaset ve hizmet için düşüncelerini alabilir miyiz?
Daha önce bir röportajda bu soruya verdiğim cevabı burada tekrarlamak isterim: Siyaset mesleğini insanlar niçin seçerler ya da siyaset insanları niçin en çok heyecanlandıran bir meslektir? Siyasetçiler çoğu zaman eleştirilir, aşağılanır, en azından hafife alınırlar. Birçok kötülüğün kaynağı olarak görülürler. Yine de birçok insan, siyaseti bir meslek olarak icra edebilmek için birbiriyle kıyasıya yarışır, birçok fedakârlığa katlanır ve başarıya ulaşmak için ağır bedeller öder. Bunlarla birlikte, insan ya siyaset için yaşar; ya da siyaset sayesinde yaşar. Siyaset “için” yaşayan kimse, siyaseti hayat tarzı haline getirir. Ya sahip olduğu iktidarın kendisine sağladığı doyumla mutlu olur; ya da hayatının bir gayeye adanmasıyla anlam kazandığı bilinci ile iç dengesini ve özsaygısını korur. Kendisi için tanımladığı bir dava için yaşayan her samimi kişi, aynı zamanda bu dava sayesinde yaşar. Siyaseti sürekli bir geçim kaynağı olarak gören kişi siyaset sayesinde yaşar; bunu yapmayan ise siyaset “için” yaşar.
İnsan yaşarken bile yaşam tarzını her şeyden önce kendisi için meşru bir zemine oturtur. Siyaset mesleğini yapanın ise bütün siyasî tavır, taraf ve tutumlarını kendisinden başka diğer insanlar için meşru bir zemin üzerinde inşa etmek durumundadır. Herkes böyle bir tutum ve söylem geliştirmek durumundadır. Siyaset tanımıyla ilgili az önce belirttiğimiz iki gerekçe yani bireysel ve toplumsal yönü olan iki gerekçe de bizi siyasetin içine çekmektedir. Öncelikle bu sebebe binaen potansiyellerinin farkında olan biri olarak, bütün bunlara, daha çok yaşama alanı siyaset içerisinde bulduğum teorik ya da pratik siyaset yapmaktan mutluluk duymuşumdur hep. Her an daha önceden bilemediğiniz ama öngörebildiğiniz bir yığın problemle uğraşmak, çevresine hep keşif duygusuyla bakan insana neler kazandırır bir düşünmek gerek. Her insan bir muamma olarak çözümlenmesi gereken bir devasa olgu. Bu oldukça heyecan verici elbet.
Siyasal iktidar ve siyaset bir amacın gerçekleştirilmesi için bir araçtan ibarettir. Daha çok ahlâklı olan bir toplum inşa etmek o ülkenin güçlü düşünürlerine gerek olduğu gibi ciddi, samimi ve cesur siyaset insanlarına da gerek vardır. Toplumun değerleri daha çok siyaset eliyle olgunlaştırılabilme imkânı bulabilirken aynı zamanda siyaset ve siyasetçi eliyle de yozlaştırılabilmektedir. Bütün projeler nihai noktada temsil ettiğiniz siyasal topluluğun peşinde olduğu uzak hedefe hizmet etmelidir. Yerel yönetimler konusunda 16-17 yıllık bir yakın deneyim de edindik. Geçen dönem de adaylık yarışı yaptık. Elbette kendi bölgemiz için geliştirdiğimiz birçok projemiz de var dosyaladığımız. Belediyeciliğe birçok siyasetçiden farklı paradigmalardan baktığımızı düşünüyorum, zaten bu temel iddialar olmazsa bu yarışta olmak sadece hırs ve tutkunun tatmininden öteye geçmiyor. Ayrıca bu kararı almak için öncelikle içinde bulunduğunuz siyasal toplumla görüşmek ve bu konuda fikirlerini almak esastır. Sonrasında sivil toplum örgütleri, kanaat önderleri ve ulaşabildiğiniz kadarıyla bölge insanının kanaatini almak gerekmektedir. Tabii içinde yaşadığımız toplumun eğilimlerini de gözlemleme imkânı buluyoruz ve siyasal başlıklarımızın tartışıldığını görüyoruz.
5- Seçilebilme yarışında herkes sizin ortaya koyduğunuz bu ilkelere göre hareket etmiyor ki? Oyunun kuralları yazılı değil, bu durum sizi zorlamayacak mı?
Tabii siyaset bir çatışma ve rekabet ortamı olarak algılanırsa, gayrı meşru araçları kullanan bir rakible, meşru araçlarda ısrar etmek siyasetçiyi, dolayısıyla ahlâkî amaçlarını başarısızlığa götürebilir eğer herşeye rağmen iktidar olmak bir başarı olarak değerlendirilirse. Kısaca oyunun kurallarını, siyasette ahlâk arayanlar koymamaktadır denebilir. Bu siyaset yapma olgusunun temel problemidir ve öyle kalmaya devam etmektedir. Tercih size kalıyor. Zaten gayrı meşru yolu kullanarak iktidar olmak kalıcı bir hizmet de üretemiyor. Zira artık böyle bir iktidar sahibi nasıl geldiyse öyle devam etmek zorunda kalıyor ve bunun sonucu ona ve topluma hiçbir kalıcı fayda üretmiyor.
6- İzmitli olduğun için özel bir soruyla devam etmek istiyorum. Kocaeli’nin İzmit ve diğer ilçelerinde yerel siyasetin koordinatlarını bize anlatır mısın? Izmit için neler yapılabilir?
İzmit, Kocaeli’nin merkez ilçesi. Bu hüviyetini de Mart’ta çıkarılan 5747 sayılı kanunla yeni kazandı. Daha önce büyükşehir belediyesiydi, büyükşehir sınırları bütün il sınırlarıyla genişletilince İzmit de tüzel kişiliğini kaybetmiş Kocaeli büyükşehir bld. olmuştu. Yeni kurulan ilçe olarak İzmit beld. çatısı altında 5 tane belediye birleştirildi. Yani şu anda bu bölgeye 5 belediye başkanımız hizmet etmektedir. 70’lerden bu yana İzmit’te belediye, sağ-sol siyasi tercihler arasında el değiştirerek bugünlere geldi. 2004’te ise -İzmit büyükşehir bld. idi- o zaman AK Partili oldu. Bölgedeki belediyelerin büyük bir kısmı da AK Partili oldu.
Bunlarla birlikte kent sosyolojik olarak küçük bir Türkiye gibidir. Genelde batıdaki kentlerimizin sorunları neyse İzmit’in de genel olarak problemleri odur. Ayrıca sanayiinin en yoğun olduğu kenttir aynı zamanda. Göçler, konut sorunu ve gece kondular, işsizlik, çevre sorunları, kente aidiyet, yoksulluk, turizm potansiyeli, tarihsel ve kültürel dokuyla uyumlu bir genel kent algısı inşa ederken özgün kimliğini öne çıkarmak gibi başlıklarda zikredeceğimiz sorunları önceliklidir. Türkiye mozayiği bir kent İzmit. Sosyal ilişkilerde öne çıkan belirleyici unsurlar, öncelikle siyasal unsurlardır. Ticari ilişkileri de öne çıkan bir etkileşim öğesidir. Hemşehri dernekleri, vakıflaşmalar gibi STK’lar son dönemlerde daha canlı bir ortam oluşturmaya başladı.
Yapılabilecekler önce bir kent algınızın olmasına bağlıdır. Kentinizin ana belirleyici unsuru nedir? Sosyal demokrat belediyecilik önceki dönemlerde sürekli afişe ederdi, ‘Avrupa kenti: İzmit’ diye. Yani sizin bu kentle ilgili bir tarihi, kültürel bir aidiyet algınız yoksa başka gelişmiş ülke kentleri karşısında onlar olmaya çabalarsınız. Oysa imkanları seferber ederek ‘bu kenti kendi dinamikleriyle’ bir dünya kenti yapmak gerek. İzmit doğumluyum, ve gençlik yıllarımdan bu yana bu tavırdan hep alınmışımdır.
Özellikle 2000’li yıllardan sonra belediyecilik anlayışında ciddi bir paradigmal değişim oluştu. Altyapı ve üstyapı belediyeciliğin yanısıra sosyal belediyecilik artık rağbette olan belediyecilik. Özellikle ilçe belediyeciliğinde bunu merkezleyen politikalar daha başarılı oluyorlar. Kentte yapılacak olanlar, üçlü saç ayağına oturtulabilir. Katılım, paylaşım ve adalet. Bu ayaklar üzerine kurulu şu başlıklardan oluşan projeler de ayrıntılı olarak ortaya konulabilir: Çözüme yönelik proje arayışları, sosyal sorumluluk projeleri, kaynak geliştirme, Yönetişim ve Katılımcılık, Sosyal Yardım, Sosyal Hizmet, Yaşanabilir Kentleşme, Sürdürebilir Büyüme, Katılımcı Planlama ve İmar, Sağlıklı İletişim ve Diyalog, Öğrenen Organizma ve Sürekli Eğitim, Toplu Taşıma, Kent Konseyleri.. Kentleşme-kentlileşme, Tarihsel ve Kültürel doku, Fiziki büyümenin rehabilite edilmesi, Sosyal doku, Bölgeye Göç, Çevre, Trafik, Kentsel Estetik, Kentin Turizme Açılması, Yoksulluk, Çok Kültürlülük, Engelliler, Öğrenciler, Üniversite, Yerel Yönetimler ve Kamu İşbirliği. Bütün bunlarla birlikte ‘bilgiyi’ iktidara taşımak ve onu sürekli kılmak gerek elbet. Samimiyet, ciddiyet ve cesaret de bunların psikolojik temelleri olmalıdır.